Sabah olur, gün doğar, hiç bitmez benim gecem,
Sen yoksan, güneş bile kapkara bir zulmettir.
Sensizliği içime sindirerek yaşamak
Gün boyu, çaresizce çektiğim bir mihnettir.
Dolanır dururum hep o âşina yerlerde,
SEYFİ'NİN YERİ
Kuzguncuk sırtlarında,
Hâlâ yeşili bol kalmış, eski ve mütevazi bir mahalle
Ve orada, mavi boyalı ahşap bir mekân,
Seyfi'nin kahvehanesi diye bilinir,
Asiye bu köyün en güzel kızı,
Sanki gök kubbenin Çoban Yıldızı.
Gören gönüllerde başlar bir sızı,
Asiye, tüm köyü zülfünde bağlar.
Kınalıdır Asiye'nin elleri,
Bâbilin bahçelerinden topladım gözlerini, üzüm üzüm,
Ve günbatışlarından kadehlere doldurup şarap rengi saçlarını
Sensiz bir gurbet gecesinde
Hasretinle sarhoş oluyorum, iki gözüm...
Ayışığına uzanıyor ellerin,
Ahh...MELÂNKOLİ...
Bir gözyaşı denizinin kıyısındayım,
Ufukta hüzün kızılı lodos bulutları,
Dalga dalga gelen gözyaşların,
Karaya vurmuş yosunlar, ölü balıklar ve gözlerin...
Dün o yârin semtlerinde gezindi bu ihtiyar,
Gözlerinde dinlenerek huzur buldu, bahtiyar.
Saçlarından eline dek, aşk tattığı her yeri,
Aşka âşina elleri, dolaştı diyar diyar...
Dudağından taze açmış goncaları topladım,
İskele görevlisinin, bekleme salonunun demir parmaklıklı kapısını açıp, seslenmesiyle başlardı yolculuk, 'Üsküdar, Kuzguncuk Çengelköy,
Beylerbeyi, Ortaköy, Bebek, Küçüksu, Kandilli, Yeniköy, Çubuklu,
Paşabahçe, Beykoz, Kavaklara kadaaaar! ' diye...
Elimizde sevdiğimizin eli, İstanbul'u yudum yudum içtiğimiz o, parasız talebelik günlerimizde, her günkü meskenimizdi o Boğaz Vapurları...
Yeni ve daha yollu gemiler genelde Kadıköy ve Adalar hattında çalıştığından, Boğaz hattında akıntıyı arkasına aldığında canlanan, ters akıntılarda ise yavaşlayan eski tip gemiler çalışırdı...Üstelik,bu seferler, Boğazın hemen tüm iskelelerine uğrayarak yapıldığından, halk arasında bu gemilere 'dilenci vapuru' denirdi. Hep aynı hatta çalışmanın sağladığı deneyimle, çımacıar, iskeleye yanaşırken, çımayı kement gibi atarak bir seferde oturturlardı iskeledeki babalara...
Al yazmalım, yüzü benzer güllere,
Yüreğim yaralı, derdim derindir.
Sarmadan bağrımda, gitti ellere,
Ağlaman gözlerim, Mevlâm kerimdir.
Kömür gözlüm ne de mahsun bakardı
Gözlerinde hüzün dolu masallar,
Dudağında yarım kalmış bir gülüş
Ellerinde hayat veren bir sevgi
Ve yanık yüreğinde kavruk kalmış sevdalar...
Rüzgârlarla savrulan kızıl saçlardan
Çocuktuk,
Mutluyduk,
Dert nedir bilmezdik.
"Sen artık büyüdün" dediler,
Kısa pantolonumuzu çıkarttılar,
Uzun pantolon giydirdiler.




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :