Yollar tozlu, menzil uzak, vakit dar...
Herkesin sırtında dilsiz bir küfe, gizli bir efkar.
Kimi ipek taşır içinde, kimi keskin taşlar,
Lakin bilmezler ki ey can;
Herkes kendi ayıbının hamalıdır.
Söyle hangi kitabın dilinde yazar bu çaresizlik?
Hangi lügat açıklar, hiç dokunulmamış bir bedenin hasretini?
Ben bu gece yine hicret ettim senin uzaklığına,
Yine usulca eğildim, hiç bilmediğim o teninin kutsallığına.
Soruyorlar bana, "Görmediğin bir bahara neden bu matem?" diye,
Zaman geçti, takvimlerden yapraklar döküldü,
Mevsimler değişti, saçlarımıza karlar düştü.
Sokaklar değişti, oturduğumuz o banklar çürüdü,
Ama kalbimdeki o sızı bir gün olsun küsmedi sana.
Seni sevmekten hiç vazgeçmedim ki, hala çok seviyorum.
ERTUĞRUL BEY VE KARTANE'SİNE İTHAFEN
Bir gün gelir de sorarlarsa bizi,
Gözlerindeki o mahcup telaşı dindir.
Hiç bükme boynunu, hiç sızlatma içini,
"Bitti" de, "Hükmü kesildi,
Yükünü bana bırak, sen hep hafif kal,
(Erkek)
Gece yarısını çoktan geçti saat,
Kokun hâlâ odada, ama sen yoksun.
Birikir içimde dilsiz feryatlar,
Söyle, bu hesabı kime sorarsın?
Gönül tezgahını kurdum ıssız bir dağ başına,
Rüzgarı mekik yaptım, sevdanı kirman eyledim.
Gözünün karasını kattım sabrın nakışına,
Aşkımı kilime dokudum, ömrümü derman eyledim.
Birinci Katina Sabrımı Dokudum
Sana dair içimde taşıdığım bu his, ne bir mantığa sığar ne de bu dünyanın fizik yasalarına. Biz, paralel evrenlerin bile birbirine teğet geçmediği o uçsuz buçaksız boşlukta, asla kesişmeyecek iki çizgi gibiyiz.
İşte, imkansızlığın en yalın haliyle; bir araya gelme ihtimali hiç olmayan o büyük aşkla sevdim seni.
Göğüs Kafesimde Bir İhtimal Yangını
Seninle biz,
Aynı cümlenin içinde bile yan yana gelemeyen özne ve yüklem gibiyiz.
Aramızda devrilmiş dağlar, kurumuş nehirler,
İstanbul’a Kırgınım
Bir kış boyu bekledim, bahar gelir de kokun dağılır sanmıştım,
Oysa her vapur iskeleye seni bıraktı, her rüzgâr adını fısıldadı.
Galata’nın tepesinden baksam da, Kız Kulesi’ne sığınsam da nafile,
Bu şehir artık seninle dolup taşan, ama seni bana vermeyen bir hapishane.
İstanbul’a kırgınım...
Kıyıya Vuran Gölgeler
Sözcüklerin ağırlığı var bugün omuzlarımda,
Söylenmemiş her cümle,
Sırtımda taşımaktan yorulduğum eski bir heybe.
Şehir, kendi gürültüsünde boğulurken
Ben, sessizliğin en kuytu köşesinde
Telefon avucumun içinde ağırlaşıyor,
Ekranın soğuk ışığı yüzüme vuruyor oysa içim alev alev.
Parmaklarım isminin üzerinde geziniyor,
Dokunsam arayacak,
Dokunsam sesin düşecek odanın sessizliğine.
Bir bahane arıyorum kendime,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!