Dönmeyen Yankı
Bir uçurum kenarında bağırmak gibiydi sevdam,
Sesim gitti de, yankısı dönmedi bir türlü.
Ben her gece yıldızları gözlerine sığdırdım,
Senin göğünde tek bir zerrem olmadı, ne acı...
Ne fayda? Yollarına güller serdim, dikenleri bana kaldı.
## Dört Mevsim, Bin Asır: Oğlumun Kokusu Nerede?
Tam dört yıl oldu...
Dile kolay, yüreğe pranga, ömre ağır bir ceza.
Ben elli yaşımın eşiğinde, her sabah seni doğurmuşum gibi uyanırken,
Senin yokluğun oda oda, köşe bucak üzerime yıkılıyor.
Sadece sesin değil mesele, sadece suretin de değil...
Ben senin o sessiz varlığındaki sükûneti özledim.
Hani aynı odada, hiç konuşmadan durduğumuz o anlar vardı ya;
Havadaki o ağır yükün kalktığı,
Zihnimdeki tüm fırtınaların dindiği o mucizevi liman...
Ey gönlümün ortağı, yolumun ışığı,
Sana "ADAMIM" (KADINIM)demek, bütün dünyayı bir kelimeye sığdırmak gibi.
Hani bazı anlar vardır, insanın nefesi göğsüne dar gelir de
Bir bakışınla ferahlar ya ortalık, işte öyle bir huzursun sen.
Seni sevmek, sadece bir duygu değil;
Dizlerinin dibinde yaşlanmaya verilen koca bir söz gibi.
Masada iki kadeh, birinin kokusu yarım.
Sen "keşke" diyorsun, upuzun bir cümlenin en kırık yerinde,
Ben bir harfe sığdırıyorum koca bir vedayı:
"Eyvallah."
Gözlerin geçmişin sayfalarını karıştırıyor,
Arsız yaralarımla geldim sana;
Öyle bir arsızlık ki bu, iyileşmeyi kendine hakaret sayan,
Kapanmaya yüz tutsa bile geceyi bahane edip kendini kanatan,
Kendi sızısında boğulmayı, derman bulmaya tercih eden
O dik başlı, o ıslah olmaz yangınlarımla geldim.
.
Bu kabulleniş, bir sarayın çöküşü gibi sessiz,
Bir nehrin yatağını usulca terk edişi kadar derin.
Artık ne yollara dikiyorum gözlerimi
Ne de kapı seslerinde ürperiyor içim.
Zaman o acımasız usta
Gittin... Ardında bir enkaz, bir de dumanı tüten hatıralar bıraktın,
Ben o günden beri, her sabah o yangının külüne uyandım.
Herkes "Unut" dedi, herkes "Zamanla geçer" sandı,
Oysa senin adın bende bir dua değil, bir ağır imtihandı.
Zaman dedikleri o sahte merhem, benim yaramda zehre dönüştü,
Sessizce çekilirken damarlarımdan kan,
Bir adın kalır dilimde, bir de o büyük hüsran.
Zaman, paslı bir bıçak gibi saplanır göğsüme;
Özlemek dediğin, nefes alan bir kabristan.
Yastığın boş tarafı uçurumdur artık bana,
Gidişinle devrildi bütün umut direkleri,
Sanki üstüme yıktın o koca şehirleri.
Hiç mi sızlamadı o taş kesmiş yüreğin?
Seni adam sanan şu tertemiz duygularıma tüküreyim.
Gündüzümü zifiriye, ömrümü kışa çevirdin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!