Gecenin en koyu yerinde uyandım yine,
İçimde bir yangın, göğüs kafesimde bir daralma...
Duvarlar üzerime doğru yürüyor sanki,
Odalar soğuk, odalar bomboş, odalar sen kokuyor.
Elim telefona gidiyor, numarayı ezbere bilen parmaklarım titriyor,
Ama dokunamıyorum.
Çünkü biliyorum, sesin artık bana ait değil.
Seni özlemekten kafayı yemek üzereyim.
Zihnim bir labirent gibi şimdi,
Anıların içinde kaybolmuşum, ne yana baksam izlerin...
Gözlerimi kapatıyorum, yüzün gitmiyor saniyelerce;
Gözlerimi açıyorum, yokluğun bir tokat gibi çarpıyor yüzüme.
Sokakta yürürken herkese seni benzetmekten,
Her kalabalıkta senin sesini aramaktan yoruldum.
İçimdeki bu gürültüyü susturamıyorum,
Aklım benimle amansız bir oyun oynuyor, kaybediyorum.
Masada iki kadeh duruyor öylece,
Biri hep yalnız, biri hep eksik...
Camdaki yağmur damlaları camı değil, içimi dövüyor sanki.
Hani o gün demiştin ya, "Zaman her şeyin ilacı" diye,
Yalanmış.
Zaman sadece acıyı derinleştiren bir bıçakmış.
Bir bilsen içimin nasıl can çekiştiğini,
Bu gururun, bu sessizliğin beni nasıl diri diri gömdüğünü...
Hıçkırıklarım boğazımda düğümleniyor, yutamıyorum.
Gözlerimden süzülen her damlada senin adın yazılı,
Ama sen yoksun.
Söyle, insan bu kadar özlerken nasıl nefes alır?
Nasıl yaşar hiçbir şey olmamış gibi?
Ben her gün biraz daha eksiliyorum,
Her gün biraz daha deliliğin sınırında yürüyorum.
Keşke iki satır bir şey yazsaydın be,
"Seni unuttum" deseydin, ben de yolundan çekilseydim.
Şimdi ne gitmek mümkün bu şehirden, ne kalıp nefes almak...
En acısı da ne biliyor musun?
Ben senin yerine çoktan ölmüşüm de, cenazemi kaldıracak kimsem yok.
Kayıt Tarihi : 25.06.2026 03:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!