Şükran Günay Şiirleri - Şair Şükran Günay

Şükran Günay

Sağ olacak elbet vatan,
Kahrolsun zalimden korkan!
Dayan ey yüreğim dayan!
Mustafa Kemaller sağ ola.


Devamını Oku
Şükran Günay

Dün eczaneye gitmiştim. Dönüşte alışverişimi yaptım. Sırtımda arka çantam, iki elimde dolu dolu iki torba. Merak ettiniz şimdi tabi nedir içindekiler diye. Şişe dometesi yapmak için bolca domates aldım. Zordu taşıması, ama neylersin? Ben kendi yükümü hep kendim taşıdım zaten. Elim kolum tuttuğu, ayaklarım beni taşıdığı sürece sorun yok.

Evin yolunu tuttum. Çin lokantasına yaklaştığımda orta yaşlı bir bey, elinde içinde bir iki şey olduğu belli olan plastik bir torba, benim önüme geçti. Yüküm ağır olduğu için yürüme hızım oldukça düşüktü. Önüme geçen bey durmadan konuşuyor ve ara sıra da kahkahalar savuruyordu. Önce telefon konuşması yapıyor sandım. Yok! Adamcağız kendi kendine konuşuyor, birilerine yanıtlar yağdırıyor ve beklenmedik bir anda sevinç gülüşleri savuruyordu. Umurunda değildi çevresi. Galiba gülünce rahatlıyordu.
Kendimi düşündüm. Demek ki henüz kafayı yememişim. Kendi kendime konuştuğum anlar oluyor olmasına da bu kadar toplumdan kopmamışım daha dedim. Dedim de aklıma düştü ülkemde, yeryüzünde çaresiz, kimsesiz insanlar ve canlılar, aslında küçülüverdi gözümde yeryüzü ve doğanın hıçkırıklarını duyar oldum adamın gülmelerinde… Umurunda değildi sanki dünya… Ya da artık ipin ucunu kaybetmişti. Sağ taraftan bir hanım göründü. Bana yaklaştığında gülümsediğini hissettim: "Hepimizin bir derdi var ."dediğimde "Evet, her birimizin bir hastalığı var." dedi ve ikimiz de yolumuza devam ettik.

Bir yandan taşıdığım yükün ağırlığıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan da önümde yürüyen, ince uzun boylu, saçları ağarmış, yüzünü göremediğim adamın bitmişliğini düşünüyor; kendi biçare hallerimi daha çok hissediyordum. Ben evime girdim. O adamcağız yoluna devam etti. Arkasında yürüyen ne bu kadından ne de sokakta kendisine bakanlardan haberi yoktu. "Dünya yansa bir hasırlık yerim yok!" der gibi isyandaydı belki de…

Devamını Oku
Şükran Günay

Bu kalabalık da ne? Nereye gidiyorlar? Üzerinde yürüdüğümüz yol yokuş, ama nasıl da yorulmaz insan, anlamıyorum. Yorulmuyorum, zorlanmıyorum. Diğerleri de öyle. Oysa onların içinde çok yaşlı olanlar da var.



Hayret! Onca yolu nasıl da aştık ve buralara geliverdik. Hem de göz kırpması kadarcık bir zamanda? İki onluktan biraz fazla olan hayatımda böylesi bir bina hiç görmemiştim. Kaç katlı olduğunu bile sayamıyorum. Nasıl ve nereden en üst kata çıkıverdik? Gökyüzüne çıkmış gibi yükseklerdeyiz. Galiba gökdelen dedikleri bu olacak. Kimsenin beni gördüğü yok. Farkında bile değiller aralarına katıldığımın. Sessiz sedasız yürüyor kalabalık. Bir Allah’ın kulu yok konuşan. Şu duvarlara bak, bembeyaz! En üst kattayız, spor sahası büyüklüğündeki salon, biz insancıklarla tıklım tıklım dopdolu. Ne bir resim ne de bir başka nesne var!

Devamını Oku
Şükran Günay


Ben yanlız yaşıyorum. Evimi, eşyalarımı kendim kullanıyorum. Çocuklarım başından beri sadece genel ağ ortamında beni arıyorlar. "Taşıyıcı olabilirz, sana zarar verebiliriz."diye. Ailece işin ciddiyetinin farkındayız. Yavrularım ihtiyaçlarımı alıyor, kapıdan bırakıp gidiyorlar

Haberleri izledikçe bende de panik başladı. Araştırmaya başladım. Ne yapabilirim? Ne yemeliyim? Neleri evde bulundurmalıyım? gibi sorular beynimi kurcaladı. Televizyon haberlerinde bir sürü öneriler vardı. Ayrıca YouTube kanalında da çeşitli öneriler buldum. Kısacası hiç turşu yemeyen ben hazır turşu aldım. Korunma amaçlı bol bol turşu yemeye başladım. Suyunu içtim. Ne de tatlı gelmişti. Yedikçe yiyesim, içtikçe içesim geldi.

O ara kolumun ağrısı şiddetlendi, gözlerim şişti ve oldukça kötü görmeye başladım. Başlangıçta düşünemedim nedenini. Sonra ama uzun uzun neler yediğimi bir bir sıraladım. Sonunda turşunun dokunduğuna inandım. Tuz! Ve de katkı maddeleri! Hazır turşu hiç yemezdim aslında. Hep kendim yapardım. Türkiye haberlerinde gösterilen turşular o kadar güzeldi ki, soluğu Türk bakkalında almıştım. Acı biber, karışık turşu, salatalık tursuşu… Ne buldumsa almıştım.

Devamını Oku
Şükran Günay


Biz Türklerde el yıkama önemlidir. Çocuk yıllarımızda öğretilir bize el yıkamanın önemi. Benim çocukluğumda mikrop, virüs gibi sözcükler yoktu kelime haznemizde.
Yemek yemeğe başlamadan önce, yemek yedikten sonra, tuvaletten çıktıktan sonra, her hangi bir işe başlarken, daha doğrusu her fırsatta ellerimizi yıkar, kurulardık. Çeşme yoktu evlerde genelde. Toplumun çoğunluğundan bahsediyorum. Her evde bir tulumba vardı en azından. Tulumba yok ise testilere doldurulmuş sularımız vardı. Ellerimizi yıkamak için ibriklerimiz, sabunlarımız vardı. Her evin bir el yıkama yeri vardı. Ellerimizi mutlaka yıkamamız şarttı.

Büyüklerimiz çok ciddiydi bu konuda.
‘’ Ellerini yıkadın mı? Hadi git bir daha yıka. İyice yıka, elinde pislikler kalmasın. Allah temiz çocukları sever. ‘’ derler, temiz olmayı yaşatarak zihinlerimize kazırlardı. Kendisi temiz olmayan anne babalar da vardı kesin, ama biz genelinden söz ediyoruz şimdi.

Devamını Oku
Şükran Günay


Gece gündüzü,
Gündüz geceyi,
Bekler.

Bilir düşünen kişi,

Devamını Oku
Şükran Günay


Balkondayım
Yanı başımda gibi Küçükada
Göz atıyor bakışlarıma
Acı tatlı anlar geliyor aklıma
Ruhum sahilinde

Devamını Oku
Şükran Günay



Sular kirli, hava zehirli,
Toprak desen tüketildi.
Denizler mi?
Daha da dertli,

Devamını Oku
Şükran Günay



Eninde sonunda toprağa karışacağız.

Onu bunu bilmem, kendimden sorumluyum. İnsanım, hatalarım çok oldu ve son nefesime kadar daha nice yanlışlarım olacak kimbilir…

Devamını Oku
Şükran Günay


Göklerdeyim yine
Kuruldum yerime deli sevincimle
Tinden bedene taştı kederim
Bak!
Nokta nokta sardı

Devamını Oku