Sen benim mahpusluğumsun
Ve ya yüreğimde ki pranga
Nasıl anlatayım ki seni
Benim her adımım yasaklanmış
Her düşüncem sakıncalı
Bende isterim sana aşkı yazmayı
Bir kalp var, gecelere suskun,
Mahzenimde saklı, küle dönmüş gül.
Zaman sızar taş duvarın ardından,
Adını fısıldar eski bir bülbül.
Sevgiyle mühürlenmiş paslı kapılar,
Rüzgârın unuttuğu bir ismin gölgesindeyim;
Toprağın nabzı titriyor içimde.
Bir mermerin soğuk alnında
sonsuzluğa açılan çatlakları dinliyorum.
Makber…
Mapushane salmış yine efkarını
Mevsim kış yollar zordadır
Yeryüzü sanki hasta gibi
Gökyüzü ağıt yakıyor yine feryadımla
Yarim den haber alamıyorum tadım tuzum yok
Bir yarim var yollarını gözlediğim
Öyle bir hava var ki şimdi
Bıraktığın kadarım hala maralım
Gecenin gündüze uzaklığı gibi
Darlanıyor ruhum belalım
Sevmek ateş olmuş seven yanıyor
Görmekte bir marifet
An gelir İnsan bazen
Gözünün önündekileri
Bile göremez kör olur
Ama özüne baktığında
insanoğlu zaten kördür
Bir dede masal anlatmış
Üç çocuk dinlemiş
Bir varmış bir yokmuş
Dönsün çark görsün piramit
Az buçuk düşünsün labirent
Kum saati için ileri geri fark etmez
Bir masa — yuvarlak,
ve etrafında suskun yüzler.
Hepsi aynı nefesi alır,
ama her biri başka bir dünyayı yönetir.
Işıklar sönük,
Gözlerinde günlük bir damla hüzün,
Henüz dokunmamış yalan rüzgarı.
Kalbinde açan ilk tomurcuk gülün,
Safiyetle örülü sevgi ağları.
Düşlerinde rengarenk kelebekler uçar,
Gözlerin bir ilkbahar sabahı,
Kirlenmemiş düşler gibi berrak,
Bir çocuğun gülüşünde saklı
Sonsuz bir huzur, ince bir yaprak.
Kır çiçekleri gibi ürkek ve saf,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!