Sabahın gri yüzünde uyanıyorum —
ama kim uyanıyor, kim rüya görmeye devam ediyor, bilmiyorum.
Oda, beni hatırlamayan bir düşünce gibi
her nefesimde yeniden daralıyor.
Bir masa var — üzerinde mühürlenmiş bir mektup,
Gitmez ileriye kırık kadehlerde vazgeçişler
Gözyaşları tutuşur yeryüzü acı dolu bir kadeh
Gül ne aşk nedir her uçurum bir boşluğa gebe
Gidiyorum gitmek tek bir eylem yürüyüşü
Kefene sığmaz asla merhamet gülüşü
Tek bir ihtimal bile herşeye değer
Aşk hamuruyla bezenmiş can fitili
Sevmeyi bilmek sevmektir herşeyi
Aşk yakarken öğretti bana
Mutluluk denen rampadan
Çıkmak öyle kolay değil
Karamsar bir korku
Tüm güzelliklere hayır demiş
Sevgi duvarı yıkılmış gitmiş
Kaybolmakmış insanın sonu
Güzellik bahçesi cennete yol
Gözlerimi açtım —
ışık değil, anlam aradım.
Ama anlam sessizdi,
ve sessizlikte yankılanan bendim yalnızca.
Dağlara baktım:
Sen geldin,
Ve dünya sustu bir an için.
Rüzgar bile yolunu kaybetti,
Yapraklar seni arar gibi titredi.
Gözlerin bir yıldız gibi düştü içime,
Bir ses duydum gecenin kalbinden,
Sen geçiyordun, adınla titredi rüzgâr.
Ay bile eğildi göğün ucundan,
Gözlerin kadar parlak bir an arar.
Bir dokunuş — bir ömür kadar uzun,
Bir ses duydum rüzgârda bu sabah,
Adını taşıyordu usulca.
Bir serinlik dokundu yanaklarıma,
Sanki ellerindi, sanki hatıran.
Gökyüzü sensiz eksik,
Kalbimde sessiz bir ırmak akıyor,
Her damlasında senin ismin var.
Göğe baktığımda yıldızlar çoğalıyor,
Hepsi gözlerinin parıltısından.
Sevgi…
Kalbimi put sanıp kırdılar,
oysa ben yalnızca inandığım bir sessizliği taşıyordum.
Bir avuç ışık saklardım içimde,
kimseye göstermedim — belki de o yüzden.
Sevgiye dokunmak istedim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!