Açtı dağ yamaçta bahar çiçeği,
Mis gibi kokuyor, serin geceyi.
Rüzgârla dans eder sarı kelebeği,
Göz alır renkleri sabah güneşi.
Toprak uyanıyor tatlı uykudan,
Eylül bana aşkı hatırlatır
Her ne kadar yaprak dökümü yaşansa da
Bahar ise beni yaşatır
Aşk gibi ve tümüyle aşk ile
Dışardan bir hayat gelmiş
içerde gökyüzü duvarlarla hapis
bir çocuk gök kuşağı arıyor
yüzünü yıkamak boyamak için
avuç içi kanlı bir düş uyuyor
uyanacak daha bir mahşer
Bahoz,
göğün içe doğru çöktüğü
o ağır anda başlar.
Rüzgâr yalnızca esmez;
insanın içindeki dağları da yoklar,
hangi taşın kırılmaya
Bende bir seni özlemek var
O da susarak mı susayarak mı bilmiyorum
Özlüyorum işte bir acayip yar
Seni düşledikçe kendimden geçiyorum
İçiyorum ulan vefasız
Zaman bir ırmak değil —
kendine kıvrılan bir sessizliktir.
Aynı taş, aynı su,
ve aynı yürekle döner her şey.
Bir yıldız söner,
Hadi bir düş kur
beni bu ölmelerden al
ben hala asi
ben hala bir çocuk
ben hala bir düş yangını
Bir isim verdiler bana,
ve ben o ismin içinde kayboldum.
Her “ben” deyişinde biraz daha uzaklaştım
kendimden.
Ayna —
Göğsümde çatlayan bir fay hattı var,
Dokunsan infilak, sussan kıyamet.
Ben her sabah kendi küllerimden değil,
Kendi yangınımdan doğarım, ibret-i alem.
Dilimde paslı bir kılıç kınından çıkmış,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!