Bir sabah uyandım,
kendim olmaktan yorgundum.
Aynadaki suret — bir suç ortaklığıydı,
benle dünya arasında imzalanmış eski bir anlaşma.
Sonra erimeyi düşündüm.
Varlık, bir sabahın sessizliğinde soldu,
Ben, kendime doğru çözülen bir izdim.
Taşın soğukluğunda, havanın içinde
Kendimi değil, var olma hâlini duydum.
Eridim — ama yok olmadım,
Zamanın dili çözülüyor —
bir saat, kendi etini yer gibi sarkıyor duvardan.
Gökyüzü, bir balığın gözbebeğinde nefes alıyor,
ve ben, düşüncenin buharında yavaşça çözülüyorum.
Bir masa var, üzerinde unutulmuş bir kalp —
Bir sessizlik sarkıyor gökyüzünden,
kurşun kadar ağır, ama rüya kadar yumuşak.
Saatler eriyor —
zaman, kendi etini unuturken sessizce akıyor.
Bir masa, bir taş, bir rüya…
Gel de sev bu esareti
Bir evin içinde dört duvar
Yaşam kuyusundan uzak
Taht taç fayda vermez yorar
Kurak arazide can susuz
Sessizce sızıyor ay ışığı cama,
Yalnızlığımda yankı buluyor adın.
Bir zamanlar güldüğün o eski rüya,
Şimdi gözlerimde yorgun bir kadın.
Kalbim, dalgın bir kuş gibi sende,
Ey kalbimin saklı vadisi,
Ey gözlerinde güneş taşıyan sevgili,
Adını söylerken bile ürperiyor rüzgâr,
Dağlar eğiliyor, ırmaklar susuyor,
Evinamın...
Senin adınla başlıyor günümün hatırası.
Evindar demek,
Kalpte yanan gizli bir ateş,
Sevdaya açılan kapı,
Ömrün en derin yerinde saklı bir sırdır.
Evindar sevgili demek,
Bir denklemle ölçülmez tüm hayat,
Ama akıl sorar: “Bu düzen neden var?”
Einstein der ki: Merak en saf güçtür,
Sorularla başlar bilgiye yolculuk.
Zaman akmaz tek bir çizgide hep,
Bir rüyanın içinde uyandım ben,
Ne geceydi tam, ne de gündüzdü zaman.
Sessizlik konuştu eski bir dilden,
"Sen kimsin?" dedi, yankılandı mekan.
Göğe sordum, yıldız sustu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!