Bir dokunsan bin parça, dağılır sükûtumda,
Yüzümün kırılgan aynası, titrer avucumda.
Ne zaman baksam oraya, yabancı bir gölge;
Eskimiş hatıralar uyur, her bir ucunda.
Çizgi çizgi kederdir, o camdaki buğu,
Eski bir anahtarı bıraktım paslı eşikte,
Ardımda kalan şehir, dumanlı bir hatıra.
Ruhum bir sarkaç gibi sallanırken beşikte,
Adımımı attım o adsız, o sonsuz yollara.
Benim hicretim kendimden dışarı değil,
Sessiz gecelerde sır fısıldar ay,
Yıldızlar, kadim mühürler taşır.
Ruhumda döner eski bir saray,
Kapılar gizli, her birini aşır.
Bir nefesle başlar iç yolculuk,
Bir düşünce doğar —
Ama kim doğurur onu?
Ben mi, yoksa beynimin
Elektrik yankıları mı?
Bir kıvılcım atlar hücreden hücreye,
Seni düşünmenin sınırı yok
Ve ya özlemenin
Herşey zarar ziyan olsa da
Ne seni özlemek zarar
Ne de düşünmek ziyan
Sırça bir fanus, arayış içinde mısralık,
Nefes daralır içinde, her şey bulanık.
Gölgeler dans eder, gerçekler çarpık,
Dışarısı oysa, renkli ve berrak.
Hava akmaz içeri, boğar her nefesi,
Gecenin kıyısında adını fısıldıyorum,
rüzgâr duyuyor da sen duymuyorsun;
yıldızlar omzuma düşüyor tek tek,
sensizlik ağır geliyor.
Bir fincan çayın buğusunda yüzün,
Gözlerin yokken sönüyor gece,
Ay bile eksik, yıldızlar sönük.
Bir adın kalmış şiire hece
Bir yerinde, hep kanar, hep kırık.
Dudaklarımda suskun bir hece,
Hangi mevsimi incittim ki ben
Böylesine hep yara aldım
Hangi gül incindi ki benden
Böylesine hep yara kaldım
Ceset ceset dolaştım sokakları
Kalbimin en derin yerinde bir iz,
Ne rüzgâr siler, ne zaman silmiş.
Adınla yanar o kara deniz,
Süveydam orda… kimse bilmemiş.
Ne yemin eder, ne inkâr eder,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!