Yaşamak ne de güzel bir şey
Bunu ölünce daha iyi anladım
Yaşarken ölmek ne de büyük felaket
En dibe vurunca anca uyandım
Uyanışım bile acıdan pas tutmuş
Ölüyorum usulca toprağı ürkütmeden
kefenle mezara girip öyle iz sürercesine
karanlığın düşlerinden arınıp gelircesine
bir ferman yazılır katlime büyürcesine
Ölüyorum usulca mezarı incitmeden
Ben bugün bir mahşer ile uyuyorum
Hesabı olanda buyursun gelsin
Ben bu gece bir hesabı görmüşüm
Derdi olanda buyursun konuşsun
Yurdumun yağmurları sürgün eder
Bir akşam daha sustu şehir,
Penceremde rüzgâr, içimde serin bir yorgunluk.
Güneş, son ışığını taş duvarlara bıraktı,
Bir ben kaldım, bir de eksik cümlelerim.
Zaman, ince bir ip gibi geriliyor,
Sonbahar, zamanın kırılgan aynasıdır;
Her düşen yaprak,
Varoluşun sessiz bir sorusudur aslında.
Gökyüzü, düşüncelere dalmış bir bilge gibi
Rengini ağır ağır kısarken
Bir yaprak düştü içime,
Adını sen koydun,
Rüzgâr bile senden eser şimdi —
Sessiz, ürkek, kırılgan.
Bir zaman vardı,
Bir gül soldu sessizce, kimse bilmedi,
Rüzgâr geçti ardından, dalı eğmedi.
Bir akşamın gölgesinde kaldım yine ben,
Ne yıldız parladı, ne ay değmedi.
Gözlerimde eski bir sonbahar rengi,
Gönül dile gelse bir konuşsa
neler söyler nazlı yare
nazlı yar huzuruna çağırsa
gönül demlenir hasretle aşkla
Senden bir şey kaldı mı diye sorsa
Bir gün batımı kadar sessiz sevdim seni,
ama o sessizlikte bir ömür saklıydı.
Zaman geçse de, kalbim öğrenmedi
unutuşun dilini.
Her sabah adını anarken
Bir sabah uyandım,
Ve anladım: hiçbir sabah yeni değil.
Her gün, aynı göğün başka bir yankısı,
Her nefes, ilk nefesin tekrarıydı.
Bana “yaşamak” dediler —




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!