Ayrılık, zamanın en keskin bıçağıdır —
kesmez aslında,
ama içimizdeki bağı yavaşça inceltir,
ta ki kopmak artık acıtmayana dek.
Bir kelimenin son hecesinde başlar bazen,
Bir kapı kapandı — sesi hâlâ yankı,
Eşyalar yerinde ama zaman eksik.
Bir fincanın dudağında kalan iz,
Artık kimseye ait değil.
Ayrılık,
Bahara dönüyorum —
içimde çözülüyor kışın suskunluğu,
donmuş kelimelerim
yeniden filiz veriyor.
Adımlarım hafif artık,
Açtı dağ yamaçta bahar çiçeği,
Mis gibi kokuyor, serin geceyi.
Rüzgârla dans eder sarı kelebeği,
Göz alır renkleri sabah güneşi.
Toprak uyanıyor tatlı uykudan,
Dışardan bir hayat gelmiş
içerde gökyüzü duvarlarla hapis
bir çocuk gök kuşağı arıyor
yüzünü yıkamak boyamak için
avuç içi kanlı bir düş uyuyor
uyanacak daha bir mahşer
Bahoz,
göğün içe doğru çöktüğü
o ağır anda başlar.
Rüzgâr yalnızca esmez;
insanın içindeki dağları da yoklar,
hangi taşın kırılmaya
Bayram geldi, ne güzel,
Sevinç doldu her bir el.
Gülümserken çocuklar,
Mutluluk var her yerde.
Kokusu mis bayramın,
Bir suskunluk bıraktın masada,
Soğumuş bir çay gibi.
Dokunsam da ısınmıyor,
Hatıralar geçiyor içinden gizlice.
Akşam, adını fısıldıyor duvarlara,
Bir sabah gözlerinde uyandım,
Güneş değil, sen doğdun içime.
Kalbim, seninle tanıdı ritmini,
Ve her atışında adını fısıldadı sessizce.
Bir gülüşün var, zamanı unutturur,
Bir parçacık doğdu,
Hiçliğin kıvrımında bir titreşim…
Ne burada, ne orada —
Sadece olasılığın kalbinde bir nefes.
Evren fısıldadı:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!