Ölümü uzak tut şafaklarımdan
puslu gecede gel gir koynuma
nefesin kuşatsın hücrelerimi
hayat çiçeğim gel sarıl bana
Dağların ardında bir gül yeşersin
Hayatın ne olduğunu son nefeste anlarız belki
ölmeden yakalarız belki mutlu olma şansını
ölüm kızgın toprağın eriyişine benzer
hayat ise demirin çelik oluşu gibidir
Vakti gelince belki boğulmadan yaşarız hayatı kim bilir
Şimdi bu ölüm aklıma nerden geldi
yoksa toprakmı çagırıyor beni
sorarım size dostlar bu nedir
kim uyandırdı bu cehennemi
Gördünüz mü kıyamet nasıl dirildi
Yaşamak ne de güzel bir şey
Bunu ölünce daha iyi anladım
Yaşarken ölmek ne de büyük felaket
En dibe vurunca anca uyandım
Uyanışım bile acıdan pas tutmuş
Ölüyorum usulca toprağı ürkütmeden
kefenle mezara girip öyle iz sürercesine
karanlığın düşlerinden arınıp gelircesine
bir ferman yazılır katlime büyürcesine
Ölüyorum usulca mezarı incitmeden
Ben bugün bir mahşer ile uyuyorum
Hesabı olanda buyursun gelsin
Ben bu gece bir hesabı görmüşüm
Derdi olanda buyursun konuşsun
Yurdumun yağmurları sürgün eder
Sana söyleyemediklerim birikir içimde,
Bir çiçeğin açmadan solması gibi sessiz…
Her sabah, adını anarak başlarım güne,
Ve her gece, gözlerini düşlerim, gizli gizli.
Bir rüzgar eser kalbimde, senden yana,
Her sanatçının süslemesi vardır.
Sanatta ustalık süslemede saklıdır.
Sanatçı süsler, sanat olur, baki kalır.
Monotonluk sanatı eksik bırakır.
Bir ressamın resminde süslemesi,
Yarası derinde sır vurgun sersefil aşk
Kırılsın akıl kafesi artık ruhani
Ayna ile terazi de olmaz hile
Işığın kendi masumiyete durur
Buluttan denize yüz damla düşer
Ey yağmur damlasın da yansıyan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!