Bir gölge düştü duvarıma,
Ama senin yüzün değil,
Senin özün — erişemediğim bir ışık
İdeaların sessiz, sonsuz dünyasında.
Her şey bir yankı, bir anı, bir iz;
Bir güzellik düşün ki hesapta hiç yok
Yaşıyorken mucize sanıyorsun onu
Kelebeğin bir gün fazla yaşaması gibi
Ya da bu kelebeğe ceza mı bilemedim
İnsan mutluluğunu doğru bilmiştir hep
Hak diye haksızlığı bu yüzden belki de
Ben bütün şehirlerin yabancısıyım artık,
Sokaklar beni tanımıyor, kapılar mühürlü.
Üzerime giydiğim bu dünya, yamalı ve yırtık,
Ruhumun gurbeti bin bir çeşit, türlü türlü.
Ne bir tapu senedim var ne de bir avuç toprağım,
Şimdi dinle
benle sen hem aynı
hem çok farklıyız
ölüm ve hayat gibi
benle sen aynı gökyüzüne
hep farklı pencerelerden baktık
Aşk bir düş, süzülür gökten
İki kalp birleşir, yeniden
Bakışlar anlatır her şeyi
Sözcükler biter, sevgi başlar
Gözlerin, yıldızım olur geceye
İki nehir arasında medeniyet
Toprak elde ki kılıç gibi kıyam
Aslanlar ne zaman ölür
Kaplanlar ne zaman ağlar
Dur, bir soluklan yorgun kalbinde,
Bir bak etrafına, ne var elinde?
Hırs mı büyütür seni göğe doğru,
Yoksa tevazu mu yüceltir aslında?
Bir söz, bin yara açar dilinde,
Gözü ışığı kesen kitap okur
Kitap okuyan kişi ışık saçar
Bilmek farkındalıktır
Ve bilen her daim
Bir adım öndedir
Biz daha ilk adımı atmış değiliz
Ve bizim için en zoru bu ilk adım
İlk adımı attıktan sonra gerisi kolay
Bir daha kimse önümüzde duramaz
Destan üstüne destan yazarız o vakit
Toprak henüz sıcaktı,
ve rüzgâr adını yeni öğrenmişti insanın.
Ten, suyla karışınca can buldu —
ama ruh, hep biraz eksik kaldı.
Bir yasak vardı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!