Geceler uzun, içim serin serin,
Ruhumda yankı, kalbimde derin.
Bir nefes gibi geçtin içimden,
Beni istiyor, özlem derinden.
Hasretin dokunur her bir yana,
Ben miyim şimdi serseri mayın
Ya da zifiri karanlığın kalbine kör kurşun
Boşaldıkça kadehler uçurumlar büyüyor
Ölüyorum sana özlüyorum seni
Ah yine deli bir davet tetikliyor yüreğimi
Cennet dedigin bir gül bahçesi
Eskiyen zaman hep pas tutmuş
Divane gönlün yar aşktır hanesi
Gül can pare bülbül sesine vurulmuş
Yare ermektir aşk avuç içinde gül izi
Bak bir can canan demiş ve susmuş
Bir yaprağın ucunda uyandım bu sabah,
gökyüzü, bilmediğim bir dilde sessizdi.
Ben kimim dedim, sesim yankılandı —
bir tırtıl kadar kırılgan, bir rüya kadar gizliydi.
Kabuğumdan taşan bir sızı var içimde,
Pasur’un rüzgârında ince bir hüzün yürür,
Tepelerin gölgesine yaslanmış eski bir çağ gibi.
Taşların hafızası var burada—
Konuşmazlar, ama her susuş bir insan ömrü kadar derin.
Zamanın saklı bir kuyusu Pasur,
Alnına düşen o incecik, ipekten gölge,
Sanki yüzünde keşfedilmemiş gizli bir bölge.
Rüzgâr her estiğinde savrulan o perçemler,
Ömrüme baharı getiren en zarif demler.
Gözlerin, o siyah tellerin ardından bakar,
Bir daire çizdim, uçsuz bir düş,
Başladığım yere hiç varamadım.
Çünkü her dönüşte,
Bir sayı daha fısıldadı evren kulağıma ve sustu.
Bir sessizlik vardı, dairenin içinde,
Ayak bileğimde zaman ağır,
Paslı demirle ölçülür gün.
Her adım, taşta yankılanan bir ömür,
Ve her gece, içime çöken bir hüzün.
Pranga eskitirim sessizce burada,
Sen öyle diyorsun da yarim
ben zindanlardan uzak kalamadım
prangalara vurulmadan yapamadım
aşksın sen zindanımda prangalarca
Neden bu zindanlar bu prangalar
Gecenin ucunda sessiz bir çığlık,
Dökülür yıldızlar, içimde fırtınan.
Bir zincir gibi çökmüş omzuma yokluk,
Adını anarken titrer dudaklarım.
Sana susmak bile yangınken artık,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!