Şimdi hangi cehennem yeter
hangi cennet sana benzer
alev halinde kuşatılmışım
ben yanan sen yakansın
Dudaklarımdan düşmeyen yarsın
Ben vurulurum anne
Yırtık gömleğim kana bulanır
Senin bana sarılman yasak
Tel örgüler aramıza engel
Hayat acımasız anne
Gözyaşları kadar temiz değil
Kimdir bu “ben” — ses mi, sessizlik mi?
Bir aynaya bakarım, gözlerim geri bakar,
Ama hangimiz kimdir orada?
Bakan mıyım ben, yoksa bakışın kendisi mi?
“Ben” derim — bir kelime, bir soluk,
Ben konuşurum içimden, sesim bana döner,
Ben susarım kalbimde fırtına yine söner.
Ben ararım kendimi her kırık aynada,
Ben kayboldukça yolum içimde görünür, döner.
Ben sevdim, ben yandım, ben öğrendim sabrı,
Kutsallığın gölgesinde kutsanmamış ruhlar
Zifiri gece soyunmuş gölgeye dönüyor
Kase içinde kızıl şarap kan tutar
Melek doğanlar şeytan ölüyor
Saf sevgi saf güç yoğun bir ışık zerresi
Ben, senin kalbinde eskimeyen bir bergüzar olmak diledim,
Hani o her bakışta ruhu tazeleyen, toz kondurulamayan emanet.
Seni sevmek; ömrümün en kıymetli mücevherini avuçlarına bırakıp,
Kendi varlığımdan geçmek, sende bir iz, bir hatıra kalmaktı.
Zamanın o hoyrat eli değmesin diye sakladım bu sevdayı,
Bir kıvılcım düşer sessizliğe,
Su ürperir — aynasında yeni bir ışık.
Biri yanmak ister,
Diğeri söndürmek bilmez.
Ateş der ki: “Var olmak, yakmaktır.”
Bir sessizlik var, çekirdeğin kalbinde,
Ne büyük, ne küçük — yalnızca olmakta gizli.
Bir titreşim başlar, zamanın öncesinden,
Bir bakış kadar kısa, bir sonsuzluk kadar derin.
Biz miyiz bölünen, yoksa atom mu bizde çözülür?
Aylar, göğün takvimine dizilmiş
On iki ayrı bilgeliktir;
Her biri, insan ruhunun başka bir yüzünü
Sessizce aydınlatır.
Ocak, yeni başlangıçların soğuk ama dürüst aynasıdır;
İçimde kapalı odalar var,
anahtarları rüyalardan dökülür.
Her kapının ardında
başka bir ben, başka bir evren uyur.
Aynalar birbirine bakar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!