Göğsümde çatlayan bir fay hattı var,
Dokunsan infilak, sussan kıyamet.
Ben her sabah kendi küllerimden değil,
Kendi yangınımdan doğarım, ibret-i alem.
Dilimde paslı bir kılıç kınından çıkmış,
Yarim ben sana gül desem kokunu benden esirgersin
şimdi ben sana ay desem belki beni karanlığa gömersin
gül ve ay bir sırdır desem hakikati benden gizlersin
hatıralarını istesem senden beni bile benden edersin
peki bir sor ben diye bir şey kaldı mı diye
eğer her zerrem de bulmazsan kendini o zaman
Benim bir sonum yok anne
Benim kaderim yalnızlık
Hayat bana karşı ağır
Ben ölüme yürürüm yalın ayak
Ben seni severken,
zaman düşünmeyi unuttu;
anlar, neden-sonuçtan
azat edildi.
Bir saat durdu içimde,
akıl sustu, kalp konuştu.
Şimdi hangi cehennem yeter
hangi cennet sana benzer
alev halinde kuşatılmışım
ben yanan sen yakansın
Dudaklarımdan düşmeyen yarsın
Ben vurulurum anne
Yırtık gömleğim kana bulanır
Senin bana sarılman yasak
Tel örgüler aramıza engel
Hayat acımasız anne
Gözyaşları kadar temiz değil
Kimdir bu “ben” — ses mi, sessizlik mi?
Bir aynaya bakarım, gözlerim geri bakar,
Ama hangimiz kimdir orada?
Bakan mıyım ben, yoksa bakışın kendisi mi?
“Ben” derim — bir kelime, bir soluk,
Ben konuşurum içimden, sesim bana döner,
Ben susarım kalbimde fırtına yine söner.
Ben ararım kendimi her kırık aynada,
Ben kayboldukça yolum içimde görünür, döner.
Ben sevdim, ben yandım, ben öğrendim sabrı,
Kutsallığın gölgesinde kutsanmamış ruhlar
Zifiri gece soyunmuş gölgeye dönüyor
Kase içinde kızıl şarap kan tutar
Melek doğanlar şeytan ölüyor
Saf sevgi saf güç yoğun bir ışık zerresi
Ben, senin kalbinde eskimeyen bir bergüzar olmak diledim,
Hani o her bakışta ruhu tazeleyen, toz kondurulamayan emanet.
Seni sevmek; ömrümün en kıymetli mücevherini avuçlarına bırakıp,
Kendi varlığımdan geçmek, sende bir iz, bir hatıra kalmaktı.
Zamanın o hoyrat eli değmesin diye sakladım bu sevdayı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!