Bir sandalye vardı odada,
Ve ben ona baktım.
O oradaydı, ben de oradaydım —
Ama aramızda, açıklanamaz bir varlık fazlalığı…
Dünya doluydu, taşkındı,
Doğdum — bir anlam olmadan ilkin,
Dünya vardı, ama ben yoktum içinde.
Göz açınca bir soru düştü içime:
"Niçin buradayım, neden ben, neden şimdi?"
Yollar uzar, yön vermez kendine,
Botan’da rüzgâr, eski bir bilgenin nefesi gibi eser,
taşların hafızasına dokunur
ve her kıvrımında bin yıllık bir sessizlik dolaşır.
Dağlar, kendi gölgelerini omuzlarında taşır
ve insan bazen anlar ki
Bugün senin günün, zaman senin adınla
Çiçekler daha taze, gökyüzü daha mavi.
Bir takvim yaprağında değil yalnızca,
Bir yürekte doğdun, sevginin, saf haliyle.
Yıllar geçti belki, gözlerine dokunmadan,
Sen sev diyorsun
Sevmek en kolay
Yüreği olana
Ama gözlerini aç bir bak
Artık eski zaman yok
Eski baharlar yok
Sevdaya hasret yaşarken
Kavgalarda buldum kendimi
Baştan sona dava iken
Yangınlarda buldum kendimi
Ben aşkı Sürgün harflerle yazdım
Bu mevsimin dili yok
Hiç beni suçlama
İlk mührü sen gözlerinle vurdun
Artık söylenecek söz yok
Çünkü hala gözlerin gözlerimde
Çünkü hala yüreğim rehin
Ah, her şey ne kadar çok ses çıkarıyor!
Kendim bile — düşünürken bile gürültülüyüm.
Bir makinenin içindeyim sanki,
ve makine de Tanrı’nın kalbinde dönüyor —
ama Tanrı susuyor, sadece dönmeyi izliyor.
Aşk nedir, diye sordum sessizliğe,
Bir yankı döndü, “kendini unutmak” dedi.
Belki de aşk, benliğin sınırında,
Yokluğa giden ince bir ipti.
Senin gözlerinde aradım hakikati,
Bir yasa var içimde,
Ne taşta yazılı ne gökte,
Ama her vicdanın kalbinde yankılanır:
“Öyle eyle ki, insanlık sende ve başkasında
daima amaç olsun — araç asla.”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!