Aşk bir dil bilgisi hatasıdır,
özne yerinden oynar,
fiil taşar,
yüklem geç kalır.
Başta özneydim sanıyordum—
Dilin Gizli Özneleri
Seni beklemek, en yalın fiilidir ömrümün,
Zamanın boşluğuna asılı duran bir oluş.
Kırık dökük cümlelerin içinde ararken sesini,
Bir bakmışım, en derin kederimin tek öznesi olmuşsun.
Dil, varlığın evidir —
ama ben o evde bir yabancıyım.
Her kelime, beni biraz daha susturur.
Konuşmak: kendi mezar taşını oymaktır.
Sessizliğin eşiğinde doğar kelime,
Henüz ismini bilmez gökyüzü, taş, su...
Bir bakış, bir nefes, bir titreyiş,
Ve dünya şekil alır dilin sıcak avucunda.
Dilsiz bir varlık, yönsüz bir rüzgâr gibidir,
Gözlerin düştü aklıma birden,
Geceydi, ay bile suskundu.
Bir yıldız gibi kaydın kalbimden,
Dileğim sendin, yokluğun kunduzdu.
Bir söz söyleseydin, fısıltı gibi,
Zindanların direnci benim
ey pranga gözlü sevdiğim
sen benim zindanımsın
ben hep senin direncin
Dar ağacı bile yetmez
Ey gönül hanemdeki aşk-ı yar
gökyüzünden yağan kar gelinciği
demir parmaklıklar yetmiyor bana
dışarda sen varsın hayat var
bulutlardan süzülüp geliyorsun
bana rüzgar sen her şey sensin
Her an ölebilirim
Kör kurşunlar içinde
Diyarbakır bir sevda
Yüreğim firari hasretler içinde
Dışar da kar yağıyor
Ey kadim şehrim, ey Diyarbakır!
Zaman sana dokunur da geri çekilir,
Çünkü sen, çağları aşan bir yankısın,
Taşında tarih, gölgende asalet akışı.
Surların yedi çağ bilir seni,
Beni çok yordu be ustam
Bu memleket meselesi
Hatırlar mısın bilmem
Hani hücrede uyurduk
Demir parmaklıklar ardında
Orda uyumayan neydi be ustam




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!