Sırça bir fanus, arayış içinde mısralık,
Nefes daralır içinde, her şey bulanık.
Gölgeler dans eder, gerçekler çarpık,
Dışarısı oysa, renkli ve berrak.
Hava akmaz içeri, boğar her nefesi,
Geceyi yaran bir nabız gibi,
Sirius yanar — uzak, ama dokunur içime.
Zamanın donmuş soluğu gibi titrer ışığı,
Yalnızlığın göğünde yankılanan bir dua.
Ben, karanlıkta yönünü unutan bir düşünceyim,
Gece çökerken çöle benzer kalbim,
Ay bir mühür gibi alnıma iner.
Bir kapı çalar içimde derinden,
Ne anahtarı var, ne eşiği belir.
Sükûtla başlar bu eski yol,
İnsan kuru bir dal misali suya güneşe muhtaç
Su hem cellat hem hayat olabilir kendince
Fazla verildi mi su can alır dozunda hayattır
Güneş yakar kavurur dinç tutar sağlam kılar
Ama gonca döndü mü güle güneş cellattır
Bir akşam daha sustu şehir,
Penceremde rüzgâr, içimde serin bir yorgunluk.
Güneş, son ışığını taş duvarlara bıraktı,
Bir ben kaldım, bir de eksik cümlelerim.
Zaman, ince bir ip gibi geriliyor,
Sonbahar, zamanın kırılgan aynasıdır;
Her düşen yaprak,
Varoluşun sessiz bir sorusudur aslında.
Gökyüzü, düşüncelere dalmış bir bilge gibi
Rengini ağır ağır kısarken
Bir yaprak düştü içime,
Adını sen koydun,
Rüzgâr bile senden eser şimdi —
Sessiz, ürkek, kırılgan.
Bir zaman vardı,
Bir gül soldu sessizce, kimse bilmedi,
Rüzgâr geçti ardından, dalı eğmedi.
Bir akşamın gölgesinde kaldım yine ben,
Ne yıldız parladı, ne ay değmedi.
Gözlerimde eski bir sonbahar rengi,
Bir gün batımı kadar sessiz sevdim seni,
ama o sessizlikte bir ömür saklıydı.
Zaman geçse de, kalbim öğrenmedi
unutuşun dilini.
Her sabah adını anarken
Bir sabah uyandım,
Ve anladım: hiçbir sabah yeni değil.
Her gün, aynı göğün başka bir yankısı,
Her nefes, ilk nefesin tekrarıydı.
Bana “yaşamak” dediler —




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!