Biz ne zaman kazandık ki ubey
Ne zaman gerçekten yaşadık
Bak aldığımız nefes bile bir sır
Ne zaman elimize bir gül aldık
Hep ustura ağzında kanamadık mı
Dört duvar arasında prangalar eskittik
Ben hiç uçurtma uçuramadım
Ama hep bir uçurtma çizdim
Mahpushane duvarlarına
Çok sürgün gördüm
Her bir sürgünde
Yüreğimi taşıdım sonsuzluğa
Sürgün dediler
Ben bir kurşun oldum
Sen bir namlu
Vurgunluğum dile geldi
Hedef olmuştum bir vakit
Üşüyorum yine cehennem yamacında
adın ile yüreğim dağlanıyor sevgili
gül yüzüne hasretim yokluğunda
yağmur damlasında arıyorum seni
Bir hasret ki uyandı bende
Kaybolmaktayım ararken benliğimi
Ufuktaki varlığıma hiç benzemiyor
Ah yoksa bu yokluğumun kendisimi
Ufkumun yalnızlığı varlığımı eziyor
Yaşarken ölürüm ölüm hayatın ibadetidir
Toprağın kokusu, emeğin kutsal teri,
Basit yaşamın derinliği, gerçeğin verimi.
Sarhoşluktan uyanmış bir ruhun çığlığı,
Her lüks bir pranga, her yalan bir sancı.
Savaşın anlamsızlığı, kanın lekesi tende,
Ey yeryüzü!
Bağrında çağlar yatar, sırların derin,
Kanınla yoğrulmuş her karışın emin.
Dağlarınla direnmişsin vaktiyle tufana,
Ovaların destan yazar geceyle sabaha.
Kadın
Hürriyet Gül Sonsuzluk
Hani şimdi anlatmak zor
Seni sizleri
Bir akşam daha sustu şehir,
Penceremde rüzgâr, içimde serin bir yorgunluk.
Güneş, son ışığını taş duvarlara bıraktı,
Bir ben kaldım, bir de eksik cümlelerim.
Zaman, ince bir ip gibi geriliyor,
Sonbahar, zamanın kırılgan aynasıdır;
Her düşen yaprak,
Varoluşun sessiz bir sorusudur aslında.
Gökyüzü, düşüncelere dalmış bir bilge gibi
Rengini ağır ağır kısarken




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!