Mecburiyetim doğan şafağa değil sanadır sevgili
bir kül güle dönmüş hep bülbül gözyaşlarıyla yanarken
gölgeler prangalar içinde yürümekte hasretin zindanında
esaretim sen diye yazılmış bu doğan şafağa sevgili
şimdi sen gel öyle bir yazıp anlat ki bu aşkı
kelebeklerin ömrü uzasın aşkla hasret duraklarında
Eyvallah
Aşk namına
Yanan ateşe
Kavrulan yürek
Kavuran hasret
Aşk namına
Ey yaren
Sevgi tohumunu bugün ek yarın bahar olsun
Ya da kin nefretle yıkıcı ol hayat solsun
Ya yanardağın izini sür var cehenneme
Ey dostlar yoldaşlar
Kırılmayan bir kemiğim kalmadı
İnancıma düşman olanlar
Beni inançsızlıklarıyla vurdular
Ben hiç güneşi görmedim
Gökyüzüne uzak düşünce
Zor bir disiplin değildir felsefe
tam tersi dağınık ve disiplinsiz birşeydir
her insanın bir yolculuğu vardır
felsefe de bu yolculuklardan biri
kendini ve hakikati arayan bir insan için
Dahilik ve deliligin arasında ki ince çizgi
Bir bakışın vurdu kalbime,
Kurşundan değil, kaderden iz kaldı.
Zaman sustu, şehir tutuştu içimde —
Bir tek senin adımdı sessizliği delen.
Ben adaletin oğluyum derdim hep,
Kimse ama hiç kimse
anlatamadı bana ölümü
ben yaşayarak anladım ölümü
toprağa düşerken bile
soldurmadım gülümü
ben gülümü hep yüregimde sakladım
Gecenin kalbinde adını sayıklar
Yalnızlığım ince bir tel gibi titrer,
Bir yıldız düşer sensiz göğüme,
Ah, hangi düş gerçek, hangisi bekler?
Gözlerin bir zamanlar limandı,
Gökyüzü bir yorgan, yıldızlar iğne,
Gece fısıldar usulca, kalbin eğne.
Rüzgar taşır hayalleri, sessizce akar,
Ay ışığında dans eder, ruhun bir bahar.
Dağlar uzanır ufka, dimdik ve mağrur,
Gece uzun,
ben daha uzun bir yalnızlıktayım.
Duvarlara yaslanan gölgem
benden önce yoruluyor,
ışık bile kalmak istemiyor bu odada.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!