Hiçlik konuştu bana bir gece,
Sesi yoktu — ama her şey ondan doğuyordu.
“Ben boşluk değilim,” dedi,
“Ben, varlığın unuttuğu kaynağım.”
Gökyüzüne baktım,
Bir sır fısıldar gece;
“Ben karanlık değilim,
Işığın gizlendiği yüzüm var.”
Ve ben anlarım:
Hiçlik, yokluk değil—
Varoluşun sessiz aynasıdır.
Bir yankı mıyım boşlukta,
Yoksa boşluk mu bende yankılanır?
Bir taşın sessizliğinde bile bir varlık uyur,
Ben dinlerim — o susarak konuşur.
Gölgem geçer duvarlardan,
Dilin eşiğinde durur insan,
Ne bütünüyle içeride,
Ne de tamamen dışarıda.
Söz — varlığın soluk aldığı yerdir.
Sessizlik, kelimenin toprağıdır;
Bir düşünce düştü geceye,
Karanlık, kendi anlamını arıyordu.
Zaman, yorgun bir tanrı gibi sustu;
Ve ben, var olmanın ağırlığını dinledim.
Her nefes, bir soruydu evrene,
Bir başlangıç var mıydı gerçekten?
Yoksa başlangıç dediğimiz şey,
Sonsuzluğun kendi üzerine kapanan bir halkası mıydı?
Evren nefes aldı bir an,
Ve o an hâlâ sürüyor —
Bir sabah uyandım,
Ve her şey yerli yerindeydi —
Yalnız ben, bir anlam arıyordum
Kendini saklayan bir anlamın içinde.
Ağaçlar sustu,
Bir bakış —
zamanı eğen bir kıvrım,
bir an, sonsuzluğa açılır.
Kalp, kendi sınırını unutur,
ben, ben olmaktan vazgeçerim.
Güller, günlerin omzunda soluyor,
Her sabah bir başka sessizlik doğuruyor içimde.
Zaman, ellerimizden süzülen bir su —
Ve biz, birbirimize tutunmaya çalışan iki dal.
Aşk, bir varlık sorusu belki de:
Şimdi gözlerimi kapıyorum
Ve ya kapadım
Hiç bir dalı tutmayan hakikat
Hep bir geç ölüyorum ölüyoruz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!