Mona Lisa’nın gülüşüyle başladı fısıltı,
Bir sırrın nabzı attı Louvre’un taşında.
Zaman, parşömen gibi kıvrıldı ellerde,
Bir kelime eksik — bir tanrı fazla.
Gölgeler, bilgiyle yıkanmış mumlar,
Gecenin koynunda usulca büyürken
Bir yıldız düştü, kalbime değdi.
Sonsuz bir hüznün şarkısı gibi
Kelimeler içimde yankılandı.
Ay sustu, rüzgar da konuşmaz oldu,
Mürekkep hiç kurumadı
Feryatlar hiç susmadı Sonra
Şiire ölüm karıştı
En acıklı olan da buydu
şair hiç tanımadı hayatı hiç yaşamadı
Bu ferman kimin di
Kapısını usulca araladım
duvarları kelimeden örülü bir yere;
ne saat vardı içinde
ne de dışarıya açılan telaş.
Masalarda yarım dizeler,
Seni görmeye göz istemem
Gönül gözüm seni görüyor zaten
Seni duymaya kulak istemem
Duygularım duygularına eş kalben
Ömür bir saat ise gönlüm sana kurulmuş sığınağım
Seni özlemek kör bir testere
Gözlerin şiirime sardığım kafiye
Olmayana aşktı tüm hikayemiz
Varlığına inanmışlıkla gülümsemek
Şimdi yokluğu düşürme akla
Bak görmüyor musun ne kadar zenginiz
Firari iki kaçak bir sınır daha var önümüzde
Hadi bize birer tütün sar da içelim
Hiç gözünü gezdirme burda kuşlar falan yok
Daha o kadar özgür olmadık seninle
Sessiz gecelerde sır fısıldar ay,
Yıldızlar, kadim mühürler taşır.
Ruhumda döner eski bir saray,
Kapılar gizli, her birini aşır.
Bir nefesle başlar iç yolculuk,
Bir düşünce doğar —
Ama kim doğurur onu?
Ben mi, yoksa beynimin
Elektrik yankıları mı?
Bir kıvılcım atlar hücreden hücreye,
Seni düşünmenin sınırı yok
Ve ya özlemenin
Herşey zarar ziyan olsa da
Ne seni özlemek zarar
Ne de düşünmek ziyan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!