Ölenle ölünmez, dedi.
Hayatsın, gidersen ölürüm, dedim.
En güzel hikayemdi, bitti.
Benden giderken bile onu sevdim.
Ahengi var, adaleti yok dünya.
Tarihle aşkı yazıyorum,
kronolojiyi bozan
bir duygunun izini sürerek.
Çünkü aşk,
takvimlere sığmaz;
ama her çağı değiştirir.
Devrim gülüşün ağırlığında
Tüm duvarları yıkan
Hem de bir kucaklaşma gibi
Prangalara pas vuran
Hasret her hücreye direnç
Avutulamam yokluğunla gülüm
Sensizliği bilirim bir bana zulüm
Baharı ver bana şiir olsun düşüm
Aşksızlık dolu muhabbete küsüm
Gül güzeli sevdiğim sensin devrim misali
Ey Dicle!
Sen yalnız bir nehir değilsin,
Bir milletin hafızası,
Bir medeniyetin nabzısın!
Çağlarsın Mezopotamya'nın kalbinde,
Gönül sen diye belam olur diğer yanım
Aşkın busesini çok görme işte bana
Gül idin dikenin Kalbime battı
Gözlerin iklimim de yeşeren çiçek
Toprağa bile minnet eyleme ben varım
Tırtıllar niye hep sonraya sarılır bilir misim
Aşk bir dil bilgisi hatasıdır,
özne yerinden oynar,
fiil taşar,
yüklem geç kalır.
Başta özneydim sanıyordum—
Dil, varlığın evidir —
ama ben o evde bir yabancıyım.
Her kelime, beni biraz daha susturur.
Konuşmak: kendi mezar taşını oymaktır.
Sessizliğin eşiğinde doğar kelime,
Henüz ismini bilmez gökyüzü, taş, su...
Bir bakış, bir nefes, bir titreyiş,
Ve dünya şekil alır dilin sıcak avucunda.
Dilsiz bir varlık, yönsüz bir rüzgâr gibidir,
Gözlerin düştü aklıma birden,
Geceydi, ay bile suskundu.
Bir yıldız gibi kaydın kalbimden,
Dileğim sendin, yokluğun kunduzdu.
Bir söz söyleseydin, fısıltı gibi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!