O ne şerefli diriliştir öyle
Yeryüzünü aşka bırakın
Aşk olsun yeter gönüle
Gökyüzü bayrak açsın
adı divana yazılıyor yiğidin
Ah ömrüm sevdam asi gönlüm
Diyarbakır diyorum Diyarbakır
Çocukluğum yine dağları dolanıyor
Ben bu baharı çok bekledim
Şimdi öfke yok mutluluğa akıyorum
Ah Diyarbakır ömrüm gönlüm
Cesur şövalye, gonca gül süvarisi
Bir mabet içinde yücelen asil aşk
Gül, kırmızı ay, coşkun suda bilmece
İz bırakan güzelliklere gönül vermeli
Sırrını aşikar eder, ehli bilir mutlak
İnanca hizmet, davaya övgü halinde
Zamanın dili çözülüyor —
bir saat, kendi etini yer gibi sarkıyor duvardan.
Gökyüzü, bir balığın gözbebeğinde nefes alıyor,
ve ben, düşüncenin buharında yavaşça çözülüyorum.
Bir masa var, üzerinde unutulmuş bir kalp —
Bir sessizlik sarkıyor gökyüzünden,
kurşun kadar ağır, ama rüya kadar yumuşak.
Saatler eriyor —
zaman, kendi etini unuturken sessizce akıyor.
Bir masa, bir taş, bir rüya…
Nasıl düşlemem ki seni
her hücrem sana muhtaçken
nasıl gelmem ki sana
kalbim sen diye atarken
Gözlerini düşleyince ay kıskanır seni
Ah Be Hayat
Sen Mi Bana Düştün
Ben Mi Sana Bilinmez
Ama Tutsağız İşte Birbirimize
Sen Bana Zindan
Ben Sana Zincir Pranga
Bir zaman vardı —
Taş kutsaldı, kelime yasaydı.
Eller göğe kalktığında,
Sessizlik bile dua sayılırdı.
Sonra taş unuttu anlamını,
Bir taş düşer sessizliğe,
Ve dalgalar başlar kendi duasına.
Her çizgi, bir niyet gibi uzar,
Kaosun ortasında şekil doğar.
Biz, anlam arayan elleriz;
Sevmek…
Gönlün en ıssız kıyısında bir çiçek açmasıdır,
Gözyaşının içinden gülümsemek,
Geceye yıldız düşürmek gibidir.
Sevmek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!