Ne çok şeyi biriktiriyoruz içimizde
Ne çok şeye sabrediyor ne çok şeyi ıskalıyoruz
Iskalanıyoruz da tabii
Anlatmak isteyip de anlatamadıklarımız ve anlamak isteyip de anlamlandıramadığımız o kadar çok şey var ki...
Eskiden dökerdim içimi korkmadan
Ya ben cesurdum ya da bunca duvarlı değildi insanlar
Anlatmak anlaşılmaktı, anlaşılmak anlamalara gebe...
Anlatsam komik gelir belki ama ben hala sana anlatılacak hikayelere gebeyim
Bu sancı bitip de doğumun gerçekleşeceği günün ve hüzünle karışık bir huzurla kelimelerimi kucağına; yeni doğmuş bir bebeği verir gibi verecek olmanın hayalindeyim.
Göğsüm daralıyor son günlerde
Çabuk yoruluyor, olur olmadık yerlerde uyuyakalıyorum, yaramazlıktan yorulmuş da sızmış çocuklar gibi...
Neden bilmiyorum, beni dinlemek isteyenlere lâl dillerim; konu sana gelince küçük bir çocuk heyecanı ile koşup sana anlatmak istiyor herşeyi.
Neden sen, neden seni bunca hissetmem, neden bunca derinlik ve sızı bilmiyorum.
Galiba artık sorgulamak da istemiyorum.
Sen gidince ben de senin hayatından gitmek istedim
Ne kadar becerebildim gitmeyi onu da bilmiyorum
Bildiğim tek bir şey var kendimle kavga etmeyi bıraktım, beni sevmediğin halde seni unutmayı başaramıyorum diye kendime kızmayı da...
Eskiden perde arkasından da olsa uzun uzun b/akardım sana.
Şimdi ne perde arkalarında s/aklanıyorum ne de aşikâr ediyorum kendimi bulunduğun yerlerde.
Senden mi kaçıyorum utandığım için yoksa kendimden mi unutmayı becerebilmek için bilmiyorum.
Sadece yolumda yürüyorum.
Yolumda yürürken Aziz Mahmud Hüdai hz. Bir lafı var göğsüme onu takıyorum şifa niyetine;
"Alan sensin, veren sen, kılan sen.
Ne verdinse odur, dâhi nemiz var?"
Kayıt Tarihi : 7.09.2026 13:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!