Her agacta bir orman
Tuhafligin tenhaligina söz kesen soguk günler ardindan
Tümüyle ayaz yüklenmis fiiler gibi disardaki sincap dallari
Gününü geceye yormanin yola koyulmus fenerlerine kendini temihleyerek
Düsüp kalkan gölgelerde sanki ürkek aksam kuslari degil
Kar havasindan söyleyip esen
Madde madde insana tabiyatıyla
Gözünde ve gönlünde kimin nesi varsa oradan seyrolur mimozan
Denizi oltalanmış günbatımı fırtınalarındaki deterjan köpüklerine bakar kimi
Kimi şarap içer, kızıl rengine eldeki kırık kadehin
Kimi duvara bakar kaç milim betonarme çelik hesabıyla korkunç kondulara
Kimi rampa eğilimindedir sıfır dereceli duvardaki kaplanmış çiçeksiz kağıda
Derinlere bakraclar salan gönül helkesi
Vardikca ummani deryayi calkantisi dinmeyen kalbinde bulan
Sökük duvarlar
Soguk kandiller
Solgun sessiz bir fener gibi koptugu firtinalara dügüm cözerken
Sazlarini gönül tellerimden cagirir calar
Efil efil eğrilmiş ip gibi ipeklice
Lambalarını yakmaya koyulu sokakların arasında akasya
Gelesiye kadar akşamın karanlığı
Garların kapılarında gelen gidenlere mendil mendil sallanıp
Zamanı siyaha boşaltan boylu boyuncalığın izlerinde
Bir durgun
At birincisi,…….
İt birincisi,…….
Sepet birincisi,………..
Somya birincisi,……………….
Abanoz birincisi,………………………
Kap, kacak, kaşık, çömçe,çek, yat, kat,kalorifer,
Yaşadığından bir şeyler öğrendiğini
Karmakarışık hadsız dudutsuzluğa hücrelenmiş şehir sefercisi
Kazıyı kazıyı ezberden mevlanacılık okuyor da...
Nasılsa sağlam okuyor
Kıvrak dilli, hafif şarap sesli
Mülayim viteslere atılmış pancar traktörleri tarzı
Kuzguni..
Karasevdalara alabildiğince kuzguni
Yana yana tava gelmişken de cümle alem ve serçeler
Gül vakti diyip tomurcuk besliyor yürekleri,
Perçemleri siyahtan
Damdan dama yağmurla ve güneşle
Happan hodak frez yüküyle nodalanmis harmanlarda sokaklarindan gökkusaginin yagmurlandigi ve damlarinda bahar sagnaklariyla baslayan kardelen sevincinin insane müjdelenip tarla toprak oldugu essiz bir eryüzü masaliydi sanki, gökte kuzgunlar kartallar sahinlesip masmaviligin beyaz bulutlarla duvaklaniü süsledigi gökyüzündeyüce daglari derin vadilri dönüp dolasirken…
Yerde geleniler körpeler arilar kelebekler kurbagalar kuzulr, bakraclarini serin pinarlara savan yeller yurtlar yolunda hicbir vakit zamanasimina ugramayacak olan hayat nehrinin deli bir divaneye varini yogunu devran edip irgat yoran ahmetiyle abdal cesmesinden galanin ardina kengerde kevende gönül baglari bostanlik dutluk elmalik erikcelikti…
Ekin saman yüklü semsamer cicekleriyle oynasip gülümseyen atli arabalar ceteni kagnilar behrinde esip tozan kursak kavurgasiydi…
Ay cicekleriyle cocukluktan ihtiyara gülümseyip kendini hayal ettigi yerde bulan, simdi külleri ocak bucak sogumus tandirlarda uzak bir gölgeyi yikik duvarlar ardina silinip savusan, kirik testilerde sofrasiz susuzun, bozulmus baglar ve hodaksiz happansiz halleri..
Seyfi Karaca………..Kasim/ 15
Köprüye gelince haberet..
Yolu da bana bırak yükü bana kalsın aldırma
Çok gidip geldim nasıl olsa sıratlardan korkum filan yok
Buralara kadar doğup gelmişsem
Ölüm de var zulum desini bilerek
Dünkü halinden birkaç numara büyüse de
Heryer bangır bangır bangır bangır
Sorarsan harkes
Sormasan da herkes
Uzundalgalı radyokol, kısa devreli telesine
Sokak cadde
Düz ve yüksek yopuklu bayanlar beyler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!