Evveli ekinler de bu boy değildi
Kırlangıçlar da yalvarsan
Ancak ancak tek ve tük
Şimdi sığırcıklar henüz yok bu kuzeyin
Hüday serin esen başında
Kınalı keklikler de yok, meşeli bizimoralı
Dudak tiryakisiyim ben
Arada dil ile damak arasından sırılsıklam dil sürçmeleriyle
Sıcak
Hararetli
Islak
Kıskıvrak
Gram cinslinden
Çarpanlarına bölünebilen
Özgül kütle ağırlığına işim gücüm olmaz benim o gibi
Mercekli merceksiz şeylere
Sarmal kuyulara
Artezyen tribünlerine akıl fikir bilmecesini çözemiyorsa hamama gitsin
Ne güzel
Ayaza soğuğa aldırmadan dışarda rüzgar
Sazlıkların kolunda kucağında sarhoşluğun deli esintilerini yüklendiği serin bayırdan yol alarak güneşe
Boydan yaştan kısalmış erimişse dişlerim küçük ısırıklarla kadın ve kızların şehvetli arzulu
Ve dip diri mahrem yerlerine ince dokunuşlar yaparak okşayıp çimdiklediğimdendir
Müstakil konaklarda
Yazlik sinemalarin boyu kadar kisaydi uzunca direkleri insan mahlesinin. Horozlu sekerlerden islik calarak cocuklugun konustugu avanos topragindandi suyunu mahle cesmesinden yudumlayip kananlar. Kosumlarini henüz cözmemis dizginlerden tutarak sehir; islimli tirenlerin cigligini duyarak gar sinemasindan gecen dogu ekspresinin, bademler caglaya dönerdi, atlar lisenin önünde park saati olmayan zamana ..
Mütahitler daha cok kum karip beton dökmeden evvelisiydi can cekisen düne, can vererek ölü dogan yarina…
Kaysilar püs döküyordu dalda budakta, toprak bugum bugum tazeciklere kardelen…dura gide böylece..
Makara sarpaya sardi. Kilit vurdu kendi üstüne yazlik sinemalar, Bücür Ahmet de vardi, soguk kis günlerinde sinemaboyunca kestane kavurarak közü tütüp duran mangalda, en kücügü yirmibes kurusa kulpsuz bardaktan kulplu kupaya tuzlu tuzsuz semsaamer ( ay cicegi cekirdegi ) dolu cocuk arabasindan bozma siska ve cüce boyuna uygun el arabasinin kenari kösesi bardak hesabina göre tek sira halinde boy boy balyalanip külah seklinde bükülmüs dizilmis gazete kagitlarinin dekor dösemesiyle, carsiya giden gelen leblebiciler sokaginda, züccaciyeciler dükkanlarinda, magazalar camekaninda, doktorlar ve bankalar caddesine…
Ve böylece insan kendi de bilemeden nasil gecti yillar, saat köprü ne vakit dün iken yarinsiza , ne zaman bitti tükendi ekinler, ne ara esti savruldu dünya harmani, cira hangi insansizliktan sonraya söndü, kapi kollarinda izi kalan sessizlikle sokaklar evler yollar..kendinden bilemedi hic kimse ne zaman cözülldü bag, koptu halat, üzüldü inceldi söz ve sohbet, yikildi kerpic, camurdan camura insan insandan..
Bilemedi insan kendinden olup biten muhayyer seyyar acemsiran yahut suzinak kara düzenden virane cagirip haykiran esmeleri ve esameyi puslu camlarda son bakisini birakarak gün savustu, toprak göctü, günes karardi, su yandi, perde kapandi, devran döndü,…
Dünyanın sür sür gitmeyen korkuluklu köprüsünden
Kendini ani bir el kol hareketle dibe kışkırtan
Sabun baloncukları gibi
Tıssss hayat..
Uçak trenin
Tren otobüsün
Kaç çeker şarjı bu dinamo dingilin?
İnişi,
Kalkışı,
Birden bire yikinip ipinden kurtulmuş azmanlar gibi
İniş kalkışla ikisinin arası kaç çeker duvarlara toslayışı
Detaylı dökümanlarıyla yoksa tekrar eder durur mu?
Sallanan salincak
Saklanan saklambac
Gizem cözdükce dügümleri
Hic kimseye söyleme herkesten gizledigim sensin seyrine girizgah
Cünkü güclü oldugunu merkeze almak diye bir mecburiyeti yoktu
Ne dengenin ne de huzurun
Mevsim elveda iken
Sormus olup derdi tasayi kardelene güle hozana
Duldada bahar poyrazda hazan
Desinlerki kar sularindan akip giden misali caglayan irmaktir
Eriyip de vakti zamanin vebalini üstüne alan mum gibi
Gelir catar birgün hüznün hüsran hali ziyaret
Çakmağını bulunca yanar mı buz ayaz
Niye yanmasın yanar
Evden çıkar çıkmaz gah yürür gah dura dura
Gün doğmadan neler nelerle dağlar kar düzler çamur yollar buz
Ayak basan her yer potinden kalan izde sırta sarılı göynek
Ve bağrı döşü tipiler kucağı firari gocuk




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!