Kalbim!
En çok da çocukluğumun elleriyle topladığın kekikleri özlemişim.
Hava vuslat kokuyor,
Ellerin kır.
Papatyalardan taç da yapmışsın.
Beni prensesi ilan ettiğin
Birden hiddetli bakışlara yakalanırsınız. Ne olduğunu anlamaya çalışıp kendi kendinize düşünürsünüz. ''Allah Allah ne oldu şimdi? Yoksa fark etmeden ''Bir şey mi yaptım'' dersiniz. Ortada hiç bir şey yoktur. ''Neyse'' deyip geçiştirirsiniz.
Siz geçiştirseniz ne olacak sanki. Bu defada iğneleyici sözleriyle sizi rahatsız etmeye başlar. Sözlerin sahibinin yüzüne dikkatli dikkatli baktığınızda; yüzündeki ifade adeta içindekini kusmaktadır. Beğenilme özelliğiniz ona öyle dert olmuştur ki, elinden gelse bir kaşık suda boğup atacak sizi.
Bulaşmamak için ortamdan uzaklaşmanız da nafiledir. Bir şekilde sizi yine bulup sataşmak için fırsat bekler. İlla hırsını çıkarıp tatmin edecek kendini. Bu arada bol bol kendinden bahseder. Şurayı gezmiş, burayı gezmiş, şurada yaşıyor, şu kadar parası vardır vs. Siz gülümser geçersiniz. Eziklemek için yaptığı bunca mücadele başarısız olunca daha da bir çıldırır. Hareketleri sinir küpüne binmiştir.
''Annemi hiç bilmiyorum ki çok küçükken kaybetmişim,
keşke bir fotoğrafı olsaydı da baksaydım'' dedi...
O günden sonra, annemi tanıma fırsatım olduğu için, annemi kaybettim demeye utanır oldum. Çünkü hatırası var...
Saat gece yarısı.
Gökyüzüne bakıyorum
Gündüzden daha mavi.
Yıldızlar tek tük.
Beyaz bulutlar sanki yorgan
Biri çekmiş götürüyor.
Pencerenin önüne oturup
Gelecekmiş gibi beklersin.
Günler, haftalar, aylar geçer
Gelemez.
Yağmura, toprağa, rüzgara sorarsın;
Ne ses vardır ne soluk.
Eylül ve bağ bozumu.
Havadaki hüzün ve üzüm.
Oh canıma değsin!
Ben eylül gibi bir şeyim
Sonbaharda açar,
Benim, pencerenin önünde suyunu içtikten sonra uçan kuşa ''aşkım'' diye seslenişime, şaşkın ve anlamsız gözlerle bakan yan taraftaki şahsa, gel de ''inceliği'' anlat!..
Olman gerekene nail olamamak, böyle bir şey olsa gerek...
Her şeyi boş verip
Hiçbir şeyi umursamayım diyorum.
Hatta benden bile bana ne diyorum.
Sonra, bir kedinin soğuktan titrediğini görünce buz kesiyorum.
Sanırım, ne yorgunluğum geçecek, ne hassaslığım bitecek...
Ev dediğin nedir ki iki değersiz eşyadan başka...
İnsan dediğin yürekte ağırlanır.
Yürek dediğin uçsuz bucaksız;
Ve herkes kendine o yürekte bir bahçe ayırır.
Benim zannettiğin bahçe senin;
İster gül ol, ister diken;
Ey kendim!
En çok da sana kırgınım.
Beni keşke bu kadar arka planda bırakmasaydın.
Gitmez dediğin bile gitti...
Gitmem dediğinden gittin
Ne yapsan yetemediğinden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!