Tüketilmiş bir ömrün dökülmüş sıvaları gibiydi yüzü
Ruhunun derinliklerindeki denizlerde korsandı düşler
GÜN/le külü, ömürle GÜLÜ durulayıp kımıltısız ve derin ormanlardan kanyonlara dökülmüşüm ben, kollarımın her zerresinde sarmal bir AŞK, ruhumun ütopyalarında SEVGİ güvercinleri uçmakta…
SEVİ/nin yağmurlarında ıslak bir zarf olup SEVGİLİ/ye yazılan mektupları taşımışım asırlardır, hüznümün ayraçlarında biletsiz SEVDA yolculukları, içimdeki o derin dünyada muştulu bir eşkâl oluşmakta…
SOYLU bir YILKI gibi özgürlüğe kanat açışım bundandır, yüreğimin mızraplarında isimsiz türküler ve nakaratlarında hep AŞK, yine AŞK. Bundandır kendi ırmaklarımda boğulmam, bunun için UMUT beni inadına kovalamakta…
Gözyaşlarımın çiçekleri de soldu bak sonunda. Çocuksu sevinçlerimi, fırtınalı havalarda gökyüzüne saldığım uçurtmamın ipine jilet gibi geçirdim. 'Nerede koparsa kopsun' deyip seyre koyuldum.
Anladım ki, bir hiç'miş yaşam, ömür sofrasında. Sana beslediğim kutsal sevda da yalanmış bak. Gözlerinin labirentlerinden çıkamamışım ne fayda. Sana kurduğum aşk bahçemde kokusuz güller yetiştirmişim bugüne dek. Ellerimi paralayan, yüreğimi darmadağın eden dikenli gülleri yaşatmak için verdiğim tüm mücadelem boşunaymış neyleyim.
Şimdi, rüzgarın kırdığı dallarımı yeni baharlarda hasat'a sunuyorum. Senin sevdanın anlaşılmaz kıyılarından hızla kaçıyor, bilinmez mevsimlere kürek çekiyorum. Nereye gideceğimi bilmesem de, nerelerde konaklayacağımı düşünemesem de, kaçış belki en güzeli, biliyorum en kolayı.
Sevgisiz bir dünyanın kapılarını açık tuttum. Sırf senin için gecelerin hüzün yorganını çektim üstüme. Yalnızlık kuyularında boş umutlarla şarkılardan fal tuttum. Bir kirli bohça gibi yığılı dururken geçmişim önümde, sen yüzündeki değişken ifade tuzağıyla sevgiler sundun gönlüme. Yaşamdan beklentilerin, mücadele mantığınla karalar sundun sevgime. Seni düşündüğüm saatlerde, sen duygu pınarlarımın önüne attın gövdeni.
Bu hikaye de bitti sonunda bak Yağmur Gözlüm. Gözlerinin yaşlarına yol ver aksın şimdi. Aksın ve pınarlara karışsınlar. Yağmurlarla birlikte yağan, kimbilir bir gün senin de yurduna uğrayan bir nehirden sana el sallayacağım günün birinde. Ardımdan bakmasan da, benim için artık yanmasan da bu yangının efsanevi büyüsü ile yüreğini sızlatacağım birgün. Geri dönülmez yollarda, seni benden daha çok seven birini asla bulamayacak, bu yerkürede yalnızlığın kollarında ilk kez ağladığının farkına varacaksın.
Şimdi, bu yaralı yüreğimde bir avuç toprakla kara çarşaflı karanlıklarda gecelerin kirli kucağında yarasaların uçuşlarını seyrediyorum. Gözlerimdeki uyku ateş denizlerinde ıslanıyor, gökyüzündeki masmavi kumsallara kürek çekiyorum. İnsanların bulunmadığı yerleri tasarlarken, ateş ve buzul ülkesinin büyülü geçmişinde namludan çıkan her kurşunun peşine takılıyorum.
En güzel anlarındayım hayatın
Tuhaf bir izdüşümün elim sendesi yakamda
Yorgunluk diyorlar ruhumun hoyratlığına
Günlük umutları çıkarıp yamalı heybemden
Uzanıyorum düşle örülmüş bir hamağa
Bir rüzgâr ıslığını çağırıp çok uzaklardan
İnsan
Kayıp bir yıldızın peşinden koşar adım gider gibi ışınlanıyorum ben duruşuna
Dilinde eskimiş bir türkü ve ellerinden tutan milyonlarca çocuk oluyor zaman
O şaşkın vakitli anların yelesinde mülteci bir zaman hıçkırığı oluveriyor insan
Saçlarını okşayıp masana ilişen yağmur damlasına sözler iliştiriyorsun korkarak
Kendinden ayrılmış bütün parçaları toplarcasına
Bir masal atının üzerindeki mutluluk yolcusu
Seni sen yapan bakışlarının yelesindeki tutunuş
İsimsiz bütün çiçeklerin özündeki gizli nefes
Ben seni sevdikçe;
Sen dosta düşmana karşı hayata bakışım oluyorsun
Buyruk dinlemez bir güzellik senden akseden
Nereye çevirsen yönümü, hep sana, sana bakar
O sıcacık ellerinin amber buğusuna tutunarak
Senden çok öteye gidebilmeyi istediğim anlar
Durdurulmuş bir zamanın çığlıklarıyla çınlar
Buzlar düşüyor çürük saçaklardan
Üzgün bir mevsim dökümü şimdilerde
Kırağıyı emziriyor dağlarda güneş
Bulut oldu sözlerim, yağmur yağar birazdan
Seviştir, seviştirebilirsen sana sözlerimi
Çağırın şu yorgun kuşları aşk dergâhıma
Yıldırımlar düşmeden, bu şehir yıkılmadan.
Akıntıda sürüklenen bir yapraktı geçmişim. Baharın dağlara erken indiği bir mevsimdi buluşmamız. Yağmurlar günlerce yağmış, kir pas içerisindeki şehir pırıltılı bir güne uyanmıştı. Gözlerine takılı kalıp, acımın damar uçlarında yüreğinin kapsülleri patlamıştı.




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.