Ey, her mevsimi kış eden hüznüm...
Ey, göç eden özlemlerim,
depremlerle sarsılan, güvendiğim dağlar...
Ey, diz çökmüş halime meraklı utancım,
içimde büyüyüp beni sırtımdan vuran hayallerim,
melankolik hüzünlerim...
İnsan, insana neyi aktarabilir ki?
Her söz yolda eksilir,
her duygu taşınırken yaralanır.
Gökyüzünde yıldızlar,
birbirine ışıkla selâm verir.
Artık bir sözün bile değilim,
Bir susuşun içinde kıvrılmış gölgendeyim.
Rüzgârdan yüzünü ezberledim,
Ama sen hep başka bir iklimde esiyorsun.
Ben burada,
Senin hiç uğramadığın bir suda boğuluyorum.
Kötülerin bir zırhı vardır.
Ne gölge düşer üstlerine,
ne yasa tanırlar,
ne de iz bırakırlar suç mahallinde.
Adalet, yoksulun ayak sesine kulak kabartır.
Ne yazı,
ne hazanı,
ne de kışı var —
tek mevsimlidir bu aşk.
Ve sana biçilmiş,
O gidecek,
sen de gideceksin,
ve bu yaşamın tekrarı olmayacak.
Ne aynı sabaha uyanacak,
ne saçına dolanan o ışık, öyle parlak kalacak
En acı ölüm, hayata başlamadan insanı bulandır.
Ve bu ölümün en trajik şekli, bizi çocuklukta değil, yaşlılıkta bulandır.
İçindeki o çocuğu susturan, onu yalnızlığa terk eden bir ölümdür bu.
Ne mezar taşı olur, ne yas tutanı...
İçeride, derinlerde sessizce yaşanır.
Kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız,
başlamadan bitirilmiş cümlelerin,
kurulmamış hayallerin içindeyiz.
Adımıza yazılmış kaderlerde
bizden başka herkesin imzası var.
Herkes yalan söylüyor,
herkes o yalanlara inanıyor.
Umudu öldürdüler, sevdiceğim… umudu!
Kimsede,
gerçeklerle yüzleşecek güç bırakmadılar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!