Ne yazı,
ne hazanı,
ne de kışı var —
tek mevsimlidir bu aşk.
Ve sana biçilmiş,
En acı ölüm, hayata başlamadan insanı bulandır.
Ve bu ölümün en trajik şekli, bizi çocuklukta değil, yaşlılıkta bulandır.
İçindeki o çocuğu susturan, onu yalnızlığa terk eden bir ölümdür bu.
Ne mezar taşı olur, ne yas tutanı...
İçeride, derinlerde sessizce yaşanır.
Ey kainat; şu güzelliğinle övündüğün karanlık gecene bak ve utan!
Parıldayan bütün yıldızları bizden...
Namlusundan fırlamış bir mermidir kalbim.
Her hedefte, arzularını ıskalayan...
Seni seviyorum,
ağacı da, kuşu da.
Denizde maviyi,
bozkırda sarıyı,
karda beyazı da.
Gittiğim her yere, sana geliyorum hissiyle gittiğimden,
Otobüslerde “gidiyormuşum” hissi veren ters koltukları hiç sevmedim ben.
O ayrılıktan yapılmış gidişler
sana baktığım pencerelerden
Yön duygumu alıp gittiler
.
Hayallerim,
olur da başınızı alıp gidersiniz
düne, yarına,
giderseniz beni geride bırakıp,
gözlerinizin uzağında kaybolan zamana...
Yarin yanağından bir tebessüm getirin bana.
Ne kadar sürdü bu yolculuk,
elli yıl mı, yetmiş kış mı
bilmem.
Takvimleri ciddiye almam ben
bilirim ki zaman,
insanın kalbinde eskir.
Sen gül'den,
gül senden.
Gözlerin yeşil
volkanik bir gölden.
Yanakların; ayaz vurmuş çatlamış nar,
karanlık geceden ay, kirpiklerin nemli.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!