Zehirli bir suskunlukla büyüttüler bizi,
her sözümüz, bir kırbaç gibi indi sırtımıza.
Ama artık suskunlukla değil,
sözün ateşiyle yürüyoruz zamana!
Tarihi yazan kalem olmasak da,
Kırgınlığım öyle derin ki
adını duymakla başlıyor
içimdeki zelzele
İzini silebilsem
iyileşeceğim belki.
Kendine düşman ettiğin pişmanlıklarını abartma,
Hayal kırıklıklarını sevdiklerinin mutluluğunda onar.
Umutsuzluklarında,
geride kalmış ömrünü düşün,
nasıl büyüdüğünü düşün
Muhtemelen sarılmayı icat eden dilsizdi ve sevgiye dair herşeyi bir çırpıda anlatmak istiyordu
Çocukların payından yaşıyoruz neşeleri.
Acılara seyirciyiz,
ölüme övgüler diziyoruz.
Ondandır alnımızda kan lekesi.
Ondandır; yıldızların geceyi bir kefen gibi giyinmesi ve
Gidişime aldırma,
kırılganlığıma da.
Paylaşsan benimle bu çıkmazları,
gitmezdim belki de.
Yine de uzakları göze alacak hal değil benimkisi,
benle gitmeyen bir şeyler var,
Ben seni söze nakış nakış işlerim de
Senin gönlün kekeme!
Ne fayda?
Duyuyor musun?
Dağların derin yarıklarından sızan,
toprağa karışmış adımları,
yakarışları,
son nefesleri,
adakları...
Gözlerin…
bir yangının sessiz tanığı.
Dudakların,
söylenmeyen cümlenin kıyısında bekler.
Tenin,
Gülüşün; çocukları bahar vakti güneşe,
Karlı kış günlerinde eve çağıran annedir
Beni yetim koyma olur mu?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!