Bir çığlık vardı, karanlığı yaran,
Sesini bulmaya çalışan bir yankı,
Bedenimin en sessiz odalarında,
Bir suskunluk masası kurmuştu kendine.
Ben,
Bir zamanlar dünyanın nabzını duyan bir yürek taşıdım,
Her gözyaşında bir anlam,
Her çığlıkta bir görev aradım.
İnsanlığın yükünü omuzladım -
Ve ne zaman dizlerimin titrediğini hatırlasam,
Bilir oldum: O yük bana ait değildi.
Bir yol var önümde, puslu ve uzun,
Ne başı belli, ne sonu durgun.
Kimi zaman yürürüm, taşlara inat,
Kimi zaman susarım, içimde fırtına.
Bana çok güvenmeyin,
çünkü ben kendime bile
bazen mesafeli dururum.
İçimde öyle odalar var ki
anahtarı bende,
ama cesareti her zaman yok.
Bir yol var önümde, belirsiz, sisli,
Ne pusula çalışır, ne yıldız işli.
Dünümde yankı, kırık bir düş var,
Bugünüm savaş, geleceğim sabır.
Her sabah içimde bir ağırlıkla doğar,
Bir sabah uyanırsın, sessizce,
Kimse bilmez içindeki yangını.
Bir hedef belirler kalbin,
Ne çok uzağındadır, ne de hemen yanında.
Bir hayal kurarsın,
Yolun uzun…
Ve sen hep uzun yolların adamı oldun.
Kimse görmeden büyüttüğün sabır,
Geceyle konuşan bir yürek,
Gündüze ağırbaşlı bir tebessüm bırakan bir irade…
Sana bakınca insanlar sadece sükûnet görür,
I – Başlangıç: Taş ve Umut
Önce bir ses yankılandı bozkırda:
“Buraya bir şehir kuracağız.”
Çekiç sesleriyle karıştı dualar,
küçük eller taş taşıdı, büyük eller hayal.
Bir aynaya bakarsın…
Saçını düzeltirsin, yakanı kontrol edersin belki.
Gözlerinin altındaki uykusuzluğu, dudaklarının kenarındaki yorgunluğu görürsün.
Ama ya içindeki çatlağı?
Ya bir çocuğun gözyaşında saklı kalmış sessizliğini?
Ya da yürüyüp geçtiğin o kaldırımda, senden bir parça bırakıp giden hüznünü?
I.
kibirli adam!
sen,
öğle güneşinde ayağının bastığı gölgeyi bile hor gören,
küçümseyen,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!