İkiden bir çıkınca
bir kaldığı yalan,
sen gidersen ben kalır mıyım
o zaman?
Gölgeler çarpıyor duvarlarıma,
artık hayatıma
üzmeyen insanlar alıyorum
– mürekkebi silinmiş sözleri değil –
daha çok,
gülüşü biraz çocuk kalanları
Bir iyilik,
Bir bardak su kadar masum görünür başta.
Ama sonra,
O bardağın kenarında çizikler,
İçinde bir tortu…
İçtikçe anlarsın:
İnsanın Kendine Yazdığı Mektup
Bir sabah daha doğdu -
güneş, bir kez daha inatla doğudan yükseldi.
Ne biz istedik diye,
ne de bir anlamı olduğu için.
O sadece doğdu…
İnsan kendini özler mi?
Özlermiş…
Bir sabahın en sessiz yerinde,
Henüz kimseler uyanmamışken,
İçindeki o eski sükûneti arar bazen,
Kendi gölgesiyle bile konuşmak ister.
İnsanlar…
Güldüğünde yanında,
Ağladığında uzakta.
Ellerini tutar gibi yaparlar,
Ama çoğu zaman kendi ellerini silerler senin üstünde.
İnsan önce kendine sarılmalı,
kırılan yerlerini kimse görmeden,
aynada gözlerini kaçırmadan,
“Buradayım” diyebilmeli kendine.
Yorulduğunu kabul etmeli mesela,
Sahne dediğin, bir yanı ışık, bir yanı gölge,
Ve insan, hep bu çizgide yürür;
Bir replik unutur, bir nefes hatırlar,
Çünkü hakikat ezberlenmez, yaşanır.
Doğaçlama…
Bazen içimde bir şey kıpırdıyor,
adı yok.
Ne sevince benziyor,
ne kedere.
Bir yere dokunmak ister gibi,
ama nereye, bilmiyorum.
İlk kez yükseldiğimde Planörle göğe, yıl doksan,
İnönü’nün rüzgârı doldu ciğerime.
Planör sessizce süzülürken ufka,
Bir çocuk gibi hayran kaldım göklere.
Ne motor sesi vardı, ne gürültü,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!