Bugün memleketin üstüne çöken bu paslı hava var ya,
İşte o havayı yaran ince bir çizgi dolaşıyor içimde:
Hakikatin sessiz ama inatçı soluğu…
Hani rüzgârın yönünü kimse görmez ama
savrulan yapraklardan anlarsın ya,
öyle bir şey işte.
Hiçliğin İçinde İnsan
Bir kez geldim dünyaya -
ne sebeple, ne amaçla bilmeden.
Beni buraya atan güç suskun,
ve sessizlik en büyük yanıt belki de.
Zaman, bir tanrı değil…
Bir yargıç da değil…
O, sadece kayıtsızlığın başka bir adıdır.
Ve biz - onun dişleri arasında öğütülen geçici gölgeleriz.
Belirsizlik:
Umutsuz anlarımın tam ortasında çıktın ansızın;
Gül yüzün ay gibi doğdu içime.
İsyanlarla kararmış yüreğim
Çiğ tanesi gibi berraktı
Yanımdayken her şey huzur doluydu.
Bazen insan kelimelerin yorgun omuzlarına yaslanır,
günler boyunca taşıdığı yükü bir cümleye bırakmak ister.
Senin yolculuğun da böyle;
dünden bugüne uzanan ince bir çizginin üzerinde,
hem kendi gölgene hem de kendi ışığına eşlik eden
sessiz bir yürüyüş.
Biriktirdim sustuklarımı gecelere,
Kimi gözyaşı oldu, kimi kelime.
Kendime bile diyemediğim ne varsa,
Kaldı içimde, tortu gibi, sessizce.
İkiden bir çıkınca
bir kaldığı yalan,
sen gidersen ben kalır mıyım
o zaman?
Gölgeler çarpıyor duvarlarıma,
artık hayatıma
üzmeyen insanlar alıyorum
– mürekkebi silinmiş sözleri değil –
daha çok,
gülüşü biraz çocuk kalanları
Bir iyilik,
Bir bardak su kadar masum görünür başta.
Ama sonra,
O bardağın kenarında çizikler,
İçinde bir tortu…
İçtikçe anlarsın:
İnsanın Kendine Yazdığı Mektup
Bir sabah daha doğdu -
güneş, bir kez daha inatla doğudan yükseldi.
Ne biz istedik diye,
ne de bir anlamı olduğu için.
O sadece doğdu…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!