Biz, gelip geçen gölgeleriz…
Dün dediğin, artık bir yankıdan ibaret;
Ne ellerinle tutabilirsin,
Ne de geri çağırabilirsin onu.
Ama oradadır hâlâ - bir iz gibi,
Zihnin kıvrımlarında saklı bir hakikat gibi.
I. Geçmiş — Sessiz Öğretmen
Bir zamanlar vardım, çocuk ellerimde güneş,
Ne fark ederdim neyi yitirip neyi biriktirmiş.
Sandım ki her yara geçer, her acı unutur,
Meğer bazı izler, insanı içeriden büyütür.
Zamanı anlatmaya çalışıyorlar bize,
kimse anlamıyor.
Saatler, elleri kanayan bir duvar ustası gibi
hep yanlış bir duvara vuruyor çekicini.
Dakikalar, bizim için yok.
Çünkü biz, kendi içimizde bir takvime gömülmüş,
Mükemmeli bekleme,
O, çoğu zaman gelmez.
Adım at, eksik de olsa,
Hareketsiz kalmak,
En büyük kusurdur.
Belki de en çok karanlıkta büyür umut,
Toprak susar, yıldız titrer gecede,
Ve biz, ıssız yolların yorgun yolcuları,
Gözlerimiz ufka kilitlenmiş,
Seslerin ortasındayım ama ben suskunum,
Binbir yüz çevremde ama hiçbiri bana dönük değil.
Gölgeler için gülümsüyorum, hiç durmayan,
Ve duvarlarla konuşuyorum, hep sessiz kalan.
İsim dolu bir oda ama kimse benim adımı bilmiyor,
Hastane odasında ölmek istemiyorum,
çünkü orada ölüm bile aceleci.
Her şey ölçülmüş:
nabız sayıya,
acı grafiğe,
insan ihtimale indirgenmiş.
Bir Damla Gibi
Sen, gökten inerken
sessiz bir ihtişamla,
ben içimdeki yankıyla
kendi yokluğuma çarpıyordum.
Sabır dediler bana,
dişlerini sık, sus, bekle.
Sanki zaman herkese eşit akıyormuş gibi,
sanki beklemek herkes için aynı yükmüş gibi.
Oysa bazı sabırlar yastıkta dinlenir,
bazıları taşın üstünde diz çöker.
şöyle oldu:
bir sabah kalktım
ve karar verdim
artık boğazıma dizilen o dikenli kelimelere
oturmayacağım sofralarına
yorgun, kırık, içi sus pus insanlar vardı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!