Rüzgârı göğsüne çarpan bir yolcuyum ben,
Ömrün kıvrımlarında kaybolup yeniden bulunan.
Kimi zaman sessizliğe, kimi zaman kalabalığa göre
Biçim alan bir gönlün sahibiyim.
Gecelerle konuştum çoğu zaman,
Bir yol var içimde,
Uzun, ince, bazen sessiz…
Kendime doğru gidiyorum belki,
Belki senden uzağa
Hangisi umut, hangisi alışkanlık,
bilmiyorum artık.
İçimde bir kıvılcım var,
Uzağı görmeyi bilen,
Vakti geldiğinde ateşe dönen…
Kimse bilmez,
Ben her hayalimi önce içimde büyütürüm,
Karanlık bir toprağın altında filizlenen
Bu yolun taşlarını kim döşedi bilmiyorum,
Ama yürüyen herkesin kalbinde
Aynı türden bir sessizlik taşıdığını görüyorum.
Bazıları hızla geçiyor,
Bazıları düşünerek,
Bazılarıysa kalbini koyup adım atıyor
Bir gün kalktım…
Pencereyi açtım,
Gökyüzü masmavi,
Ve dedim ki:
“Günaydın dünya,
Ben geldim,
Ülkemden, sevdiklerimden, anılarımdan -
Gitmek mi zor?
Yoksa kalmak mı bu çürüyen gerçekliğin içinde?
Belki de soru yanlış…
Belki de zor olan gitmek ya da kalmak değil,
Hiçbir anlamın kalmadığı bir dünyada
(Saygı ve Sevgiyle, 10 Kasım’a ithafen)
Bir ulus düşmüştü sessiz, derin bir geceye,
Gökyüzü karanlık, umutlar kül içinde.
Bir ses yükseldi uzaklardan,
Bir yürek: “Kalkın ey Türk evladı!” diye…
(Saygı ve Sevgiyle, 10 Kasım’a ithafen)
Bir ulus düşmüştü sessiz, derin bir geceye,
Gökyüzü karanlık, umutlar kül içinde.
Bir ses yükseldi uzaklardan,
Bir yürek: “Kalkın ey Türk evladı!” diye…
Adımlarım yere değse de
hiçbir zaman bastığım yer olmadı yolum.
Geldiğim hiçbir sokakta
bir çocuğun sesi karşılamadı beni.
Bir sehpa köşesinde unutulmuş bardak gibiyim,
Yürürüm yolumda,
rüzgâr alnımda değilse bile, yüreğimde eser.
Sabırla kazırım her adımı toprağa,
çünkü bilirim:
Zafer, bekleyenlerin değil, yürüyenlerindir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!