Kararsız adımların yorgunluğu
daha da ağırlaştı omuzlarımda,
ama biliyorum,
her yorgunluk bir dirilişin işaretidir.
Yalnızlığımı sorgularken
Bir çocuk ağlar toprağın sesinde,
Bir kuş ürperir yanan bir kentte.
İnsan, insanı unutur bazen,
Oysa aynı göğün altında titrer beden.
Ağaç susar, orman içine ağlar,
Ayrılık diye bir masal yok aslında.
Bizim uydurduğumuz bir kelime sadece.
Asıl olan, sevmek var hâlâ,
içimizde kabaran özlem var,
ve bir köşede sabırla bekleyiş.
Şimdi hangi rüzgârda savruldun?
Bir rüzgâr eser, dağların göğsünden,
Toprağın diliyle konuşur gece.
Gençlik bir yıldız gibi düşer kalbe,
İçinde bin kıvılcım, bin bilmece.
Bir yanda geçmişin solgun gölgesi,
Rüzgârı göğsüne çarpan bir yolcuyum ben,
Ömrün kıvrımlarında kaybolup yeniden bulunan.
Kimi zaman sessizliğe, kimi zaman kalabalığa göre
Biçim alan bir gönlün sahibiyim.
Gecelerle konuştum çoğu zaman,
Bir yol var içimde,
Uzun, ince, bazen sessiz…
Kendime doğru gidiyorum belki,
Belki senden uzağa
Hangisi umut, hangisi alışkanlık,
bilmiyorum artık.
İçimde bir kıvılcım var,
Uzağı görmeyi bilen,
Vakti geldiğinde ateşe dönen…
Kimse bilmez,
Ben her hayalimi önce içimde büyütürüm,
Karanlık bir toprağın altında filizlenen
Bu yolun taşlarını kim döşedi bilmiyorum,
Ama yürüyen herkesin kalbinde
Aynı türden bir sessizlik taşıdığını görüyorum.
Bazıları hızla geçiyor,
Bazıları düşünerek,
Bazılarıysa kalbini koyup adım atıyor
Bir gün kalktım…
Pencereyi açtım,
Gökyüzü masmavi,
Ve dedim ki:
“Günaydın dünya,
Ben geldim,
Ülkemden, sevdiklerimden, anılarımdan -
Gitmek mi zor?
Yoksa kalmak mı bu çürüyen gerçekliğin içinde?
Belki de soru yanlış…
Belki de zor olan gitmek ya da kalmak değil,
Hiçbir anlamın kalmadığı bir dünyada




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!