Uzun ve yağmurlu bir yol bu…
Sileceklerle değil, kalbinle açıyorsun önünü.
Her damla bir hatıra, her gök gürültüsü
içinden geçen bir cümle gibi dokunuyor insana.
Yol uzadıkça susuyor şehir,
yalın gecelerin bayağı keskinliğinde
insan, kendine fazla yakındır artık;
kaçacak bir mesafe kalmaz,
düşünce bile çıplak ayak basar zemine.
zaman, bir alışkanlık gibi dolaşır odada,
Kendimden emin oluşum
kimseyi geçme isteğinden değil;
yıllar boyunca içimde büyüyen
o dingin kabullenişten gelir.
Kim benimle yarıştığını sanıyorsa
yanılgısı kendinedir
Bir masaya oturuyorsun,
herkes konuşuyor ama kimse kimseye dokunmuyor.
Kelimeler çay gibi
çok demlenmiş, ama tadı yok.
Yanlış insanlarla çoğalıyoruz,
Bir çağdayız, kardeşim,
insan insana benzemiyor artık.
Yüzler gülüyor ama gözler sessiz,
eller tokalaşıyor ama yürek yok ortada.
Sofralar kuruluyor,
Hayat,
bir kapı aralık
çokça bekleyiş demektir aslında.
Biz bazen yetişemeyiz sözlere,
bazen gözyaşı boğar nefesi
bazen de yol uzar da kalpler yorulur.
Yeter artık!
Geçmişi çaldığınız yetmedi mi?
Şimdi gözlerinizi geleceğimize diktiniz,
Kirli ellerinizle dokunmayın umutlarımıza.
Biz sizden ne adalet isteriz,
Ne de lütuf…
Yarınları bizlere bırakın…
Karanlık ahval içinde kör olmuş gözleriniz,
Geçmişi kirlettiğiniz gibi
Şimdi geleceğimizin üzerine de gölgenizi salıyorsunuz.
Bırakın yakamızı!
Biz sizden ne merhamet isteriz, ne de lütuf…
Yaşam nedir, diye sordum kendime
Bir akşamüstü,
Güneş batarken değil de
İçim kararırken.
Yaşam;
Karanlıkla büyüdüm ben,
duvarları nemli odalarda,
gözlerim alıştı zifire,
alıştı beklemeye, susmaya,
alıştı geceyi sabırla taşımaya.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!