Ben vatanımı
haritalarda öğrenmedim.
Bir annenin susuşunda,
bir babanın akşam eve yorgun dönüşünde
ezberledim sınırlarını.
Dışarıdan bakınca
hiçbir şey söylemez yüzüm;
gölgesini bile sessizlikle taşıyan
soğuk bir taş gibi dururum.
Oysa içimde,
Bir adam var.
Oturmuyor aslında,
çöken hayatın nöbetini tutuyor.
Eli,
bir zamanlar “yarın” denilen şeyin ucunda.
Susuyorum…
Kelimeler doğmasın diye,
Çünkü biliyorum,
Her kelime bir yara açacak içimde.
Ve her yara, yeni bir şiire dönüşecek sonunda…
Karanlıkları yırtan bir çığlık belirdi
Ansızın düşlerini düşüncelerin içinden,
Düşüncelere daldığım yoğun günlerimden biriydi
Kalbimin sesi duyulacak diye korktuğum,
Ama kimselere hissettirmeden de bağıra çağıra karşı koyduğum;
Hislerime yeniliyorum galiba.
Tanrıdan hep mutluluk dilemiştim,
ne para ne de pul...
Yalnızca
omuzlarımda gezinen gölgeleri silmek,
içimdeki susuz çöllere bir damla yağmur indirmek için...
Ben kendimi yüksek sesle anlatmadım hiç,
çünkü bazı hayatlar
bağırınca eksiliyor.
Ben sustukça ağırlaştım,
ağırlaştıkça yerimde derinleştim.
Yol seni çağırmadan yürüyenlerden oldun sen,
Adımlarını toprağa değil,
Kaderin omuzlarına bırakanlardan.
Ne ses ettin,
Ne gölgene dert anlattın
Sessizliğin kendi ağırlığını taşırdı zaten.
Çünkü bazen
tek umut,
hiç konuşmayan bir sessizliğin
bizi anlayacak kadar susmasıdır.
Gürültüler arasında kaybolur insan,
Bir sabah, doğunun solgun ışığında,
Göğün en yüksek katında uyanır umut.
Güneş, altın gibi süzülür Tengri’nin katından,
Ve bir ses yankılanır rüzgârın kanadında:
“İnsanoğlu, yürü… çaban kutsaldır.”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!