Bir masum gülüştü belki beni sana bağlayan,
Bir başı mağrurdu duygularımın
Ser verir sır vermezdi
Soğuktu kimine göre
Hep önyargılı davrandılar
Dinlemediler
Yıllar geçti…
Gözlerim hâlâ aynı yere döner durur,
Bir türkü gibi içimde gezinir Sivas’ın sokakları.
Yukarı Tekke’nin sessizliği çöker aklıma,
Bir Fatiha gibi, bir selâm gibi,
Her hatırladığımda kalbim ürperir hafifçe.
bir sessizlik tutturduk
kenarından ısırılmış zaman gibi
duruyor öylece - ne ileri
ne geri
ne de bir gülüşün tam ortası
Hukuk,
bir kitap değil yalnızca,
tozlu raflarda bekleyen maddeler hiç değil.
Hukuk,
gece yarısı kapısı çalınmayan bir evdir,
suçsuzluğunu ispatlamak zorunda bırakılmamaktır,
Karanlık dehlizlerde yol alan
Acımasızlığın ta kendisiydi kaderim
Mutluluk çok uzaklarda şimdi
İsyan bayrakları açmışken yüreğim
Korkusuz günahlarda o…!
Hani çıldırasıya haykırır ya insan en çaresi anında
Firavun’u okurken gülerdim eskiden,
“Bu kadar kalabalık nasıl susar?” derdim,
Bir adam nasıl olur da
binlerin omurgasını tek hamlede büker?
Meğer mesele güç değilmiş,
Bu dünyadan gelip geçtiniz
tınısı hâlâ içimde yankılanan bir rüzgâr gibi
ardınızda bir mevsim unuttu kendini
ardınızda gökyüzü eksik kaldı
Adınız artık zamanın gizli defterinde
Ben bu ülkenin sabahına
yarım bir umutla uyanıyorum.
Güneş doğuyor hâlâ,
ama ısıtmıyor her kalbi
aynı adaletle.
Bir evi düşün,
çatısı göğe bakan bir sığınak,
duvarları çocuk sesinden yapılmış.
Bir yanlışlıkla başlanmış dünyaya,
ve Tanrı aceleyle bırakmış elinden insanı.
Ben bu ülkenin
yorgun sabahlarında büyüdüm,
ekmeğin küçüldüğü,
umutların bölündüğü sofralarda.
Adımı söylemeden öğrendim susmayı,
çünkü burada bazı kelimeler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!