Onlar…
Geceyi sırtlarında taşırlar ama
Yıldız görmezler.
Yalnızlığa sığınır gibi görünürler,
Oysa yalnızlık bile kabul etmez ihanetlerini.
Bir şehir düşünün…
Kimi koşar, kimi yürür, kimi düşe kalka ilerler.
Ama hepsi aynı gökyüzünün altındadır,
Aynı rüzgârın sesini duyar,
Aynı umudun ateşiyle ısınır.
Erkek acizleştikçe
kadın zalimleşir derler
oysa kimse sormaz
aczin kime miras kaldığını,
zalimliğin hangi korkudan doğduğunu.
İnsan
çocukluğunun geçtiği evi hiç unutmaz derler,
ben buna inanırım.
Çünkü insan bazen
bir adresi değil,
bir duyguyu taşır omzunda yıllarca.
EMEK VE MÜCADELE
Ben bu dünyaya boş gelmedim çocuklar,
Avuçlarımda nasır,
Alnımda güneşin yanığı,
Sırtımda yük,
Bir iyilik geldi kapına
kapkara bir niyetle süslenmiş beyaz kurdeleyle
dokundun sandın ki bahar
oysa ne çok kış gizlenmişti o avuçlarda
bakışları hesaplı
Bir güvercin ürperişi gibiydi yüreğin,
Bir çocuk ürkekliği vardı gözlerinde,
Kapanırken gün, loş bir Bursa akşamında,
Bir an dokunur, bir an kaçar ellerin,
Ve dudakların… Korkuyla,
Ama ne kadar arzulu öpülürdü,
17 Kasım, gece yarısı…
Öyle bir an ki,
Zaman durdu, dünya sustu.
Babam, sen gittin,
O an kalbimde bir şey koptu,
Bir boşluk açıldı içimde,
Sesim yankılanır gecenin karanlığında,
Kendi derinliğimde kaybolmuş bir umut gibi.
Ansızın kulağındaysa eğer,
Sormamalısın neden diye…
Çünkü her suskunluk bir cevaptır,
Ve her sessizlik, bir gerçeğin gölgesidir.
Bir şey vardı avuçlarımızdan kayan,
Adını koyamadığımız,
Ama her kayboluşunda içimizden bir parça
Sessizce eksilen…
Saatlere baktık,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!