Savrulup kaybolan yıllarımın üzerime getirdiği ağır yük kâbus gibi içimde büyüse de
sana olan hasretim duyarsızlığının altında ezilip hissiz bir varlık olmama sebep olsa da,
sen bir yerlerde içimi ümitsiz de olsa zorluyorsun.
Bu garip ve tarifi zor acı bile sana olan sevgimi azaltmıyor, aksine körükleyip içimde yanardağ misali patlıyor.
Ama ilgisizliğin ve sevgisizliğin aklıma gelince
Benim yolum, çoğu kimsenin bilmediği
Ama herkesin sonunda hissettiği bir sessizlikten geçer.
Kimine göre dik duruş,
Kimine göre inat;
Oysa ben sadece
Hiç kimsenin bilmediği o iç muhasebemle
Sükût içinde bir akşam çökerken vatana,
Tarih yine fısıldar derinden: “Duruş, ana mayamızdır ona.”
Bu toprak incinince gönüller titrer hafiften,
Bir milletin yüreği sızar, görünmez bir yerinden.
Ezelden beri böyleydi:
Bir şehrin içinden geçiyorum
Kendi sesimi bile duyamadığım caddelerden…
Her adımda bir uğultu,
Her adımda çoğalan gölgeler var.
Ama ben,
Bütün bu kalabalığın ortasında
Dostluk bir kelime değil,
bir mesafe meselesi.
kim yanındaymış,
kim üstünde oturuyormuş
zamanla anlıyorsun.
Olmuyorsa zorlama der içimden bir ses,
Suyun akışını tersine çevirmeye çalışan
Yıpranmış bir yelken gibi olmaktan korkarım.
Hayaller kırılır bazen,
Kalbin un ufak olur,
Ve insan kendi içindeki enkazın altında
Gece çökerken şehrin üstüne
bir ağırlık vuruyor omuzlara;
sanki tarih arkamızdan ittiriyor
“dik dur” diye,
bir devlet duruşu kadar keskin bir emirle.
Karanlık düzen, paslı bir zincir gibi
günlerin boynuna dolanırken
ben, avuçlarımda bir avuç umutla
yürüdüm gecenin içinden.
Kırık haklar dökülüyordu sokak aralarına,
Bir vakit geldi
gökyüzü susmayı seçti,
yıldızlar bile adımı söylemedi.
O an anladım:
insan en çok
ışık yokken kendisiyle karşılaşıyor.
Şehir…
Bir varlık gibi düşün onu,
Kendi bilincine sahip, kendi hafızasını taşıyan bir beden.
Sokakları sinir damarlarıdır insanlığın,
Ve ışıkları - belki de Tanrı'nın unuttuğu yıldızlardır,
Dünyaya düşmüş, anlam arayan küçük kıvılcımlar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!