Kültür, yüksek tavanlı salonlarda yankılanan söz değil,
Bir çocuğun elinden tutarken yumuşayan yüzündür aslında.
Ne okuduğun kitapların kalınlığıdır,
Ne bittiğini gururla anlattığın üniversiteler…
Kültür, bilginin davranışa sızdığı o görünmez andır;
Kimse görmezken bile doğruyu seçme cesareti.
Karanlığın en koyu anında doğdu bir ışık,
Sönmüş ocakların küllerinden yükseldi umut.
Bir millet, başı dik durmayı unuturken,
O geldi ve dedi ki: “Bağımsızlık benim karakterimdir!”
Toprak yorgun, analar yaslı,
Çocukluğumun sesi, kırda esen yel,
Adım attığım her yol sende bir iz bel.
Ne zaman yönümü şaşırsa yüreğim,
Sen ordaydın, dayım, yıldız gibiydin.
Bir omuz değil sadece, bir dağdın bana,
Bir sabah,
Karadeniz’in hırçın dalgaları arasından
Bir gemi çıktı sessizce,
Adı Bandırma,
Ama içindeki yürek
Bir milletin yüreğiydi!
Bir sabah, mavi uyandı önce.
Güneş, çocuk gülüşleriyle dokundu toprağa.
Bir bayrak açıldı gökyüzüne,
rüzgâr bile özgür kokuyordu o gün.
Atatürk’ün adını andık sessizce,
Ben memleketi
ilk kez bir taşta okudum:
“İlini tut, töreni unutma.”
Yazı sertti,
ama derdi merhametliydi.
Devlet dediğin,
Nam bir anda doğmaz,
bir gece ansızın belirmez.
Kök salmalı derin topraklara,
şerefiyle, onuruyla beslenmeli
ve eğilip bükülmeden, dimdik durmalı.
Bir şehirden diğerine aktık,
tren camlarında yüzümüzün silik yansımalarıyla,
gecenin içinden geçen ince bir yol gibi
biz de birbirimizin içinden geçtik.
Otobüs duraklarında rüzgârı bekledik,
Bir gün biri iyilik yaptı bana,
Ne güzel sandım.
Gülümsedi,
“Canım dostum” dedi,
Bir çay içtik beraber.
Ahlaksızlık artık geceleri sevmiyor,
ışıkta yürüyor,
yüksek sesle konuşuyor,
kendinden emin.
Eskiden yüzünü saklayanlar
şimdi kürsü kuruyor kendine,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!