Oğlum Göktürk'e... (03.06.2020)
Oğlum,
Benim babam,
Ben senin yaşındayken,
Gözümde dev gibiydi…
Yarınları bize bırakın be efendiler,
Zaten dününüzle yeterince kirlettiniz ortalığı.
Her köşeye bir yalan diktiniz,
Her sokağa bir tabela: “Biz biliriz, siz susun!”
İyi de, ne bildiniz şimdiye kadar?
Kırıntısını bile düşünmediğiniz bir geleceğe
Uzayan gecelerimde tanıdım
Senin sevginle var olan bedenimin esaretini
Seni sevince anladım
Yalnızlığın ne denli zor ve acı olduğunu
Bitmek tükenmek bilmeyen kayıpların
Senin var olmanla kaybolmasını
Rollerimiz çok, sahnemiz hazır,
Perdeler ağır, kadife, kan kırmızı…
Bir an duruyor zaman,
Salonda nefesini tutmuş bir kalabalık gibi,
Kendi içimizde bizden başka kimse yokken bile.
Bir sabah, Karadeniz ufkundan doğan,
Bir yıldızdı o, mavi gözlü, genç, vakur.
Samsun’un kıyılarında başladı rüya,
Bir milletin yeniden diriliş rüyası.
Erzurum’un karı, Sivas’ın soğuğu,
I. Bölüm – Otogarın Sessizliği
Bir otogar düşün,
Gece yarısı lambaları titriyor,
Çay ocaklarından gelen buharın içinden
Eskimiş sesler geçiyor.
Rüzgar, bavulların arasında dolaşıyor sessizce,
Saat 23:59
Günlerden perşembe…
Takvimden bir yaprak daha düşüyor usulca,
Ben yine sensizim,
Ama içimde bir inanç var,
Ne kadar uzak olursan ol,
I. Kuyu
Bir kuyunun içinde gibi zaman.
Ne kadar eğilirsem,
kendi yüzümden başka bir şey görmüyorum suda.
Kendi yüzüm,
Sadece babanın elini öp, çocuk,
ama sakın eğme başını dünyaya.
Bir el, bir avuç ekmek gibi helaldir,
bir avuç nasır, bir ömürdür çünkü
ve senin yoluna kendini harcayan o adamın
alnındaki çizgilerde gizlidir
Perde aralanır, sessizlik yankılanır,
Bir ışık vurur, umutlar aydınlanır.
Seyirci bekler, nefesler tutulur,
Bir tek replik... akıldan kaybolur.
Eyvah deme! Ustalık doğar o anda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!