Yamandır deli rüzgarı bu şehrin Tamara
Esti mi savurur saçlarını yamacın
Öyle okşar ki sesini tozun-toprağın
Ne yaprağı kalır, ne çiçeği ağacın...
Sen orada kendi şehrinde, gözlerinde yaş
Gittin! ..
En mahzun halini giyinmiştin giderken
Yorgundun, yemini bozulmuş bir günahkar gibi
Sallanıyordu muhacir bakışların
Şaşkın, çaresiz, fırlayıp düştün acının ortasına
Dur diyemedim, çünkü gerçek çok zordu söyleyemedim
Sana karışıp
Yüreğine akmadan
Yalnızlığın ıssız gecesinde
Yıldızları koparmadan
Gideceğim...
Giderken demiştim sana: hayat boş, çabuk geçer zaman
Günler, aylar hatta yıllar takılıp gider bir nehrin arkasına
Karışır çakıla, kuma, tutunur bir dal parçasına sürüklenir dere-tepe! ..
Bitmeyen, geçmeyen sevgidir, özlemdir insanı hayata bağlayan…
Demiştim sana giderken: hayalinden bir parça bırak da bana
Ömre yüklendi kader, kovanını terk etti arı
Yaprağı tükendi zamanın, takvim üzgün
Hayat yorgun, çabuk geçiyor yıllar sayılı gün...
Çıplaklığına soyundu meyvesiz ağaç
Yanık kokusu sinmişti üstüne
Ben gözlerimle, sözlerimle şehir şehir gezindim
Güneşin unuttuğu sokaklarda defalarca kayboldum
Karanlık tablolar; parlayan ateşler, yanan, yıkılan evler gördüm
Ne geceyi tüketebildim, ne gündüzün acısını dindirebildim
Barut kokulu bu gezegenin içinde şaşkına döndüm!
Duvarın boyası yerinde
Rengi de güzel
Ama eğreti duruyor asıldığı yerde tablo
Çivi de mi, ustada mı suç
Yoksa tabloya giren resim de mi kusur?
Yaş aldıkça küçülür gölgemiz
Eskiyerek tükenir ömrümüz
Devleşen yalnızlıkla
Artar suskunluğumuz...
Çorak toprak misali çatlar dudağımız
Gün oldu karanlıkta kaldım
Işık bekledim dağların arasından
Gün oldu aç kaldım, susuz kaldım
Sofrada yemek, bardakta su bekledim
Madem ki, gölgeli günler unutuldu, yüzlerdeki perde kalktı
Madem ki, en uzak sokaklara bile güneş ulaştı
Neden hâlâ karanlıklar üzerimde
Neden hâlâ ışığı görmüyor gözlerim?
Hani sabah nerede? ..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!