Şairi unutulmuş eski bir şiir gibiyim
Ne heceyim, ne düzyazı
Ne basılmış bir kitapta adım geçer, ne akıllardayım
Ne uzun bir mektup, ne iki satırlık bir telgrafım
Ne de bir ırmağım denizini arayan
Hatta ne de bir martıyım
Ey yeri göğü aydınlatan güneş!
Seninle tanıdık geceyi-gündüzü
Aydınlığı-karanlığı
Bilemezdik sen olmasaydın sabahın rengini
Nasıl ayırt edebilirdik ki sensiz, sıcağı-soğuğu! ..
Sen bu kadar susmazdın
Bu kadar uzaklarda yankılanmazdı sesin
Ve bu kadar çatılmazdı kaşların sevgilim
En acımasız zamanlarda bile gülümserdi yüzün...
Güneştin güne ışık saçan
Ey şiir,
Biliyorum derdin büyük:
Varlığın, var oluşun
Buz üzerine yazılıp sonra için için eriyişin
İç sesindeki hüznü defalarca haykırışın
Uzansam, dokunsam tenine
Kalbin yerinden çıkacak, umutların çiçek çiçek
Ruhun, ruhuma göç edecek
Korkuyorum ki, varlığın benle ebedileşecek! ..
Bahardan önce yazı öpsem
Güneşli bir günde
Ankara Tren Garı önünde
El ele, kol kola halaylar çekilirken
Ve ölüm hiç akılda yokken
Koskoca bir barış bombalandı
Gençlik Parkı yakınında...
Sen adını koyamadığım,
sessiz dünyamın sesi,
kurak toprağımın sevdası ve
birleşmez yollarımın köprüsü oldun.
Hasretimin,
sararıp solmuş duygularımın şairi,
Adım yıldız!
Göğe emanet edildim
Gök mavi, deniz mavi
Ne güzel dedim her yer mavi...
Mavinin içinde ben de oldum mavi
Ey yüreklerinde öfke
Ellerinde silah kan akıtan
Çehresinde gül değil diken büyüten
Zulmeden, zalimliği başarı sayan düşman
Sözüm sanadır, sana…
Bir fısıltı
“Ey koca çınar; yazdan, kıştan
Olmadı bahardan
İnce ince yağan beyaz kardan
Dalına küsen yapraktan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!