Sen gittin ışıklar söndü, çiçekler boyun büktü
Dünya bana, ben dünyaya yabancılaştım
Yer-gök karanlık, düşlerimin kapısında kilit
Merhametsiz bir rüzgarın elinde duldasız kaldım
Zemheride üşüdüm, yağmurda ıslandım
10 Kasım'da doğdum
Sevdalandım bir dünya liderine, Ata'ma
Gözlerinin göğünde kayboldum
Mavisinde denizlerinin dalgalandım
Kimi zaman kıyıya vurdum, kimi zaman
Sana karışıp
Yüreğine akmadan
Yalnızlığın ıssız gecesinde
Yıldızları koparmadan
Gideceğim...
Yaş aldıkça küçülür gölgemiz
Eskiyerek tükenir ömrümüz
Devleşen yalnızlıkla
Artar suskunluğumuz...
Çorak toprak misali çatlar dudağımız
Gün oldu karanlıkta kaldım
Işık bekledim dağların arasından
Gün oldu aç kaldım, susuz kaldım
Sofrada yemek, bardakta su bekledim
Giderken demiştim sana: hayat boş, çabuk geçer zaman
Günler, aylar hatta yıllar takılıp gider bir nehrin arkasına
Karışır çakıla, kuma, tutunur bir dal parçasına sürüklenir dere-tepe! ..
Bitmeyen, geçmeyen sevgidir, özlemdir insanı hayata bağlayan…
Demiştim sana giderken: hayalinden bir parça bırak da bana
Narin bir çiçek
Düştün dalından, unuttu sevinçlerini
Bir köy yolunda soldu bahar, ağladı yaz
Çalındı dudaklarından tebessümleri
Dört mevsimlik bir hayattı sanki ömrü
Zeytin tanesi gözlerinde
Özledim ben seni
Göresim geldi
Gözlerim gözlerinde asılı kaldı
Kelimeleri susturamadım
Dağları deviremedim
Şairi unutulmuş bir şiir gibiydim, ne heceydim, ne de nesir
Annemin ilkiydim, onyedisinde kucağında
O, genç bir kızın hikayesindeki küçük gelin
Ben, bir çocuğun masalındaki oyuncak bebek...
Duvarın boyası yerinde
Rengi de güzel
Ama eğreti duruyor asıldığı yerde tablo
Çivi de mi, ustada mı suç
Yoksa tabloya giren resim de mi kusur?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!