Doğru....
Susarım.
Hem de her zaman susarım.
Ama sadece sana surarım.
Hadi...
Gel ve dudaklarımı ıslat...
Seninle ilgili bütün her şey yaşıyor
Sadece eşyaların değil
Sadece dokunduğun yerler değil.
Sadece yaşadığımız yerler değil.
Anılar (ımız) da yaşıyor.
Şimdi sen yoksun
Bu gece gelmedin.
Keşke gelseydin!
Gene beni bıraktın bu gece.
Öyle susamıştım ki sana.
Hem de deliler gibi.
Keşke musluktan aksaydın,
Suyun hangi şekli olduğunu seçemiyorum
Bazen sabah yaprağın üzerindeki çiğ tanesi.
Bazen de ihtiyacım olduğunda ağlayan bir buluttan düşüyorsun.
En çok sana susadığım anda sağanak haldesin.
Seviştiğimizde bir çağlayan gibi öpüşün
Gökyüzün olduğum dönemlerde
En sevmediğim renkti mavi.
Halbu ki ben en çok suyun olmak istemiştim.
Tatilde yüzdüğün denizin suyu gibi mesela…
Dalgaların teninle seviştiği gibi şanslı olmak,
Kimsenin öpmediği yerleri kıskandığım deniz gibi mesela.
En çok yıkandığın suyu kıskanırdım.
Tenine değer, saçlarına değer
Ve seninle sevişirdi.
Sonra kokladığın çiçeği kıskanırdım.
Seni burnundan öper.
Polenleri içine girer ve seni mutlu ederdi.
Bugün sokaklar ev arayışıma şahit oldu.
Ayakkabılarım da buna alkış tuttu
En sonunda mobilyaları bir ev buldum.
Şöyle terk edilip bırakılan cinsten…
Ne yaşandığını anlamak için dokundum eşyalara.
Aslında öyle bir yeteneğim yoktu,
Gözlerini kalbim ile değişir misin?
Sen benim hissettiklerimi hisset.
Ben de senin gördüklerine bakayım.
Ben gözüne gözüm gibi bakacağım.
Ama sen kalbime beni incittiğin gibi bakma.
Seni tanımak istiyorum.
Bir körün görmediği halde tanıdığı gibi,
Kokunu tanır gibi,
Sesini tanır gibi,
Yüz çizgilerini tanır gibi,
Size kendimi tanıtayım:
Daha önce, aşkı tanımayan bir kalptim.
Sonra nasıl olduysa,
O musallat oldu başıma.
Gözlerime, gözyaşlarıma,
Kalbime, kahkahalarıma




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!