Sana dünyanın herhangi bir bucağından
Anlatmaya kalksam
Ne bu solukluk akıp gider rengimden
Ne de rengim tenimden
Özgür, hoyrat, evhamsız bir rüzgar esintisi
Enlem boylam aralarında sıkışmış şekilsizliğin
En derin renginden mat bir tonla kalakaldık.
Bir ucunda dünya tartılırken terazinin,
Diğerinde yıldızlar, kefede hafif kalışıyla.
Dilimiz yetiyor şeklin şekilsiz kalmamasına,
Öpsem göğsünün orta yerinden
Nefesin vursa nefesime
Ölsem, bir daha ve bir daha
Dirilsem gözlerinin renginde
Sokulsam kuytularına en derinlerinin
Artık sonbahar okşar pencere camını.
Dünya yitirir parlak gün batımlarını,
Bulutlar renk değiştirip beyazdan siyaha
Süzülürken göğün mavisinde.
Üstelik ansızın yağan yağmurlar,
Islatır güneşte çalışmaya alışmış omuzları
Bir bardak çay doldurun kendinize
Ve sadece düşünmek için biraz zaman ayırın.
İsterseniz kapı eşiğine, isterseniz eşinize
Veya sevgilinize veya kardeşinize bakıp dalın.
Masadaki çiçek de olur dalacağınız,
Ilıman iklimlerin
Sert yalnızlığında
Tutuk konuşkanlığında
Hırpalanmış sessizliğinden
Rüzgarlar sırtında uçan buluta
Çiçekler üstünde dans eden kelebeğe
Bir düş bu herhalde
Kötü mü değil, yılgın
Anlaşılan ürkek, işaret edildiğine göre
Zamanına nazaran biraz yorgun
Bana sorulsa
'eksik etekli' bir çingene lila renginde
Uzanıp bir deniz kıyısına seninle,
Dudaklarına dokunmak
Ve hiç çekinmeden sevişmek gözlerinle...
İtibarını bozarak acının,
Nefesini hissetmek, kum tanelerinde...
Kıyılardan sıyrılıp...
...denizimize dökülen hüzünleri topluyoruz.
Yakamozlar ayrılık kokuyor,
Gökyüzü ölüm.
Ayrılıklar ben
Ölümler sen kokuyor.
En büyük kavgam sürüyor hala,
Beni çevreleyen sınırlar içinde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!