Ölüm tanrılaşıyor giderek suskun cümle kıyımlarında ve sessizlikte,
Cabası çoğalır anlamın mümtaz bir yok oluş içinde.
İtiraf etmeliyim sancılarım çoğalıyor saatler uzadıkça,
İsyan etmeliyim belki de bu uzamaların en dibinde.
Korkular korkulandan korkmuyor ve gitmiyor hiç bir an,
...ve bir ağaç saksıya konulmadan evvel toprakla umutla sulanır,
Biz hep umutla suladık bütün ağaçlarımızı ve mavi bir gök verdik
Elimizden gelmişlikle, bulutun beyazı ile renklendirirken siyahı.
Toprağına yarınlar ektik ve gün aymışlığa dair geceden kalmışlığı,
Ki, tebessümle yad edilirken gecenin geç vakitleri yıldızlarla,
Siyahın üzerine kondu mu beyaz noktalar,
Yıldız gibi,
Yakamoz gibi,
Bir masal tadında büyür her şey...
...gece gibi yani.
Siyaha kırmızı bulaşıyor,
Beklenilen trenin gelmediği bir istasyonda
Elimde gümüşten, kapaklı bir saat ile
Bekleyişler büyütüyorum.
Dudak ısırışlarım ürkütüyor
Sabırdan kabuk tutmuş yürekleri.
Kapağı açıp her saate baktığımda
Sıkışmışsan bu dünya denen ormanda
bir ceylan gibi
ilk gördüğün pınardan iç
kokusunu al çimenin, sonmuşcasına, ilkmişcesine
Ne ayrılıklar uzaktır insana
Sonra,
Sonra yitik ziyan.
Sonra koca bir hezeyan,
Sonra olmazsın,
Sonra gün için,
Sonra tüm zamanlar için,
belki yeniden doğarız
o ahşap evli duvar arkası köyde
bir yanda gelincikler
ve bir yanda papatyalar
göz kırparken
sabah olmaya
Özledin mi diye sor bana,
özlemek ne ki,
lügatımda yok.
Aşk oldum,
tutuştum,
pişmeden
Seni sevmek gibi zor işlere kalkıştım,
Kolay iş adamı değildim zaten.
Bilirdim, bu zamana yabancı
Ve tanrıya göre yasak, günahtım.
Gözlerin dedim tutuklandım,
Öyle bir cümle bahşet ki gözlerime,
Hiçbir çocuğun omuzlarına basmamış olsun...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!