Recep Akıl Şiirleri - Şair Recep Akıl

Recep Akıl

Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Ne olduğunu merak etmişler ama ilk anda ona yaklaşmaya da cesaret edememişler. Lâkin merak bu rahat bırakmıyor, içlerinden biri daha fazla dayanamayıp ataşe doğru biraz yaklaşmış ve görmüş ki ateş onu aydınlatıyor. Merakını gidermenin heyecanıyla arkadaşlarının yanına dönüp edindiği bilgiyi onlara da söylemiş.

–Bu şey aydınlatıcı bir şey…

Fakat bu kadarı diğer üçünün merakını gidermeye yetmemiş. Bu sefer ilk arkadaşlarından cesaret alan içlerinden biri ataşe doğru uçarak biraz daha yaklaşınca bir sıcaklık hissetmiş, korkmuş daha fazla gidemeyip geri dönerek o da arkadaşlarına öğrendiği bu bilgiyi aktarmış.

Devamını Oku
Recep Akıl

Elindeki bastona dayanarak ağır aksak adımlarla ilerleyen yaşlı adama yanından geçen araba hafifçe sürtünce olduğu yere yığılıp kalmıştı.

İhtiyara çarpan kişi durup aceleyle adamı yerden kaldırarak arabaya bindirmiş ve en yakın hastaneye götürdü.

Doktor, yaşlı adamı vücudunda “kırık, çatlak ya da her hangi bir araz var mı?” diyerek röntgene göndermek istemiş fakat amca itiraz ederek iyi olduğunu ve hemen gitmek istediğini söylemiş ama doktor fikrinde ısrar ederek.

Devamını Oku
Recep Akıl

Yaşı epeyce ilerlemiş bir adam nehrin kenarında oturmuş dinlenmekteydi. Bu arada bir köpeğin suyun başına kadar gelip tam su içecekken vazgeçip geriye kaçtığını gördü.

Kısa bir süre sonra köpek bir kere daha geldi suyun başına ama yine su içmekten cayıp geri çekildi.

Köpeğin bu gidiş gelişleri ilgisini çekmişti adamın. Dikkatle köpeği izlemeye koyuldu. Köpek her seferinde aynı şekilde davranıyor bir türlü su içemiyordu.

Devamını Oku
Recep Akıl



Denir ki “Türkçe’de kadınlar için bir hitap şekli olarak kullanılan ‘hanım’ kelimesinin mucidi ‘Aksak Timur’ olarak da bildiğimiz Moğol hükümdarı Timur Han’dır.”

Doğrudur, yanlıştır bilemem ama hikâyesi şöyledir:

Devamını Oku
Recep Akıl

Yavuz Sultan Selim Han Topkapı Sarayı'ndan yoldaşı ve ahretliği Hasan Can'la birlikte Mısır seferine çıkmak üzere kendisini beklemekte olan ordusuyla buluşmak için kayıkla Üsküdar'a geçerken aralarında şöyle bir konuşma geçmiş.

- Hasan Can bu sabah ne yedin?

- Çorba, yanında bal, tereyağı, biraz da ciğer sultanım.

Devamını Oku
Recep Akıl

Yıllar önce yazar Ergün Göze'nin bir yazısında okumuştum. Osmanlıda minarelerin şerefeleri (çok şerefeli olanların en üstte olanı) caminin ana kubbesinden yüksek olmazmış.

Bunun sebebi o binanın bir ibadethane, bir mescid olma özelliğine saygıdan ötürüymüş.

Sonraları bu özelliği, gördüğüm her yeni camide arar oldum. Ve ne yazık ki gördüklerim içinde bir tanesinde bile denk gelmedim.

Devamını Oku
Recep Akıl

Deniz kenarına oturmuş, gözlerini ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Kısa bir süre çocuğu seyretti, sonra ağır adımlarla onun yanına gidip:

- Merhaba delikanlı, dedi. - Bu gün deniz çok harika değil mi? Çocuk, başını çevirmeden:

- Ama rüzgârlı, dedi. - Topum denize düşünce sürükleyip götürdü. Adam, çocuğun yanına oturup:

Devamını Oku
Recep Akıl

Merhamet etmek iyidir. Ancak acımak yetmiyor.

Önemli olan

İhtiyaç duyana, ihtiyaç duyduğunu, ihtiyaç duyduğu anda verebilmektir. Ve bir o kadar da önemli olan

Devamını Oku
Recep Akıl

Üstünden, başından, davranışlarından kısaca her halinden ihtiyaç sahibi birine benziyordu. Yorgunluğun, kim bilir belki de yılgınlığın üzerinde bıraktığı ruh haliyle zorlukla yürümeye çalışırken bir yandan da imrenerek satıcı tezgâhlarına bakınıyor, kimilerinin önünde durup yan gözle tezgâhın sahibini süzüyor, sonra yeniden ayaklarını sürüyerek bakına bakına yürümeye devam ediyordu.

Bir ara yine bir tezgâhın başında durdu ve satıcıya,

- Allah için bana sebze ver dedi.

Devamını Oku
Recep Akıl



Kudüs’e giden kervanların geçtiği yol üzerinde evi olan yaşlı bir kadın yaşarmış
Bulduğu en düzgün taşları boş zamanlarında o yola döşermiş.

- Sen o taşları niçin bu yola döşüyorsun? Diye sormuşlar.

Devamını Oku